Memleketimden insan manzaraları

Aklımdan geçen bin bir senaryo ayrı, ben şiddet konusundaki tek dersimi ortaokul yıllarında aldım. Çok sevgili bir arkadaşımdı, benim de herhalde kafam karışıktı, ergenlik kabarması olsa gerek, olay kendiliğinden gerçekleşti. Öğle yemeğiydi, onlar şakalaşıp suyla oynuyordu, derken onun bardaktan fırlattığı su beni buldu. Hayatımın ilk ve tek tokadını böyle atmış oldum. Şaşkın biçimde gözleri yaşardı, ben de fazla iyi sayılmazdım. Ama konu ilk ve son kez orada kapandı.

Ben kavga etmeyi bilmem, pek savunma refleksim de yoktur. Hayatımın ikinci kapışması da tek taraflı oldu. Omzuma gelen boyuna rağmen, hafif çakır keyif olsa gerek, yaşı benden biraz da büyük, zıplayıp kafa attı. O kafa bir dişin yarısına, gözüm gibi sakındığım deri montun yırtılmasına mal oldu. Ağlamadım, sadece şaşkındım. Benden karşılık bulacağını düşünen bıçkın da şaşırdı, anlaşılan aradığını bulamamıştı. Özür diledi, dişime pansuman falan, yarım diş çok uzun süre ağzımdan sırıttı. Anneme elbette düştüm dedim.

Alttan almanın dayanılmaz rahatlığı

Bu iki çocukluk anısını saymazsanız ben hayatımda hiç kavga etmedim, duyanlar şaşırır. Bunun nedeni aslında basitti, ben evde büyümüştüm, onlar sokakta, yani girişseler aslında bakakalırdım. Tek bir avantajım vardı, cüssem herkesin iki katıydı, yani vursalar da bir şey hissetmiyordum. Ortaokulumun sevgili azılıları bana yetiştiklerinde ise akıl çoktan başa gelmişti. Enerji fazlamı, gösteri ihtiyacımı sporla çözdüm.

Bilmem insanın en bilge yönü sabır mıdır, yoksa sabır duyarsızlık mıdır; alttan almak ne kadar korkaklıksa, hayatım öyle geçti. En yakın temasım aslında tam da girişmelikti. Tepebaşı’nda yürürken yandaki dükkan lokanta mı olmuş bakarken, birine çarptım. Şiddetli bir çarpışma değildi, ama her zaman olduğu gibi ellerim hemen havada “amman çok çok özür dilerim, lütfen dikkatsizliğimi mazur görün” dedim, beladan uzak durmanın genel melekesi… Adam şaşırdı, ama övgüyle karışık karşımda belirdi. “Aferin, temiz bir insan benziyorsun zaten” derken, kemerime asıldı. Aklınca belki kavgayı başlatacaktı, oralı olmadım, olsam zaten döverdi; yollarımıza gittik.

Tebliğcilerin gösteri zamanı

Ama öfke bazen de kontrol edilmemeli. Haklı olsam bile, kalbi kırılmasın diye sesini çıkarmayan ben, tam da geçen cuma akşamı metro çıkışında bas bas bağırdım. Oysa nedeni zarif bir kadındı. Tam trenden inerken bir mesaj geldi, yürüyen merdivende yığılan güruhun sağında kenara çekildim. Kaydetmezsem unutmak gibi bir sorunda mustarip, işlem bitirip sola meyledeyim derken “yol verdim neden geçmiyorsunuz dedi” zarif kadın. Haklıydı, başımı salladım, önümüzdeki üç basamak boş kalmıştı.

Derken olay koptu, o zarif kadın eliyle tırabzanı tokatlıyordu, “yol veriyorum telefonuyla oynuyor, yol veriyorum telefonuyla oynuyor…”. Keyfim yerinde ve aslında sakindim, sadece söylenseydi yine özür dileyecektim. Ama bir anda yükseldim, “siz ne diyorsunuz…” diye başladı söylev. Arkamızda tanıyan yüzler şaşırdı kaldı, kadın önüne bakmakta ve sessiz, bir yandan seyredenlere “kontrol altındayım” mimikleri verirken yüksek tonun mazeretini açıkladım:

“Bazen de sesinizi çıkarmak gerekiyor, bu toplum susa susa bu hale geldi”.

Memleket zaten panayır yeri, aşkla karışık dolandıranlar, ponzi yapıp fon toplayanlar tamam da; hakem dövüp mazerete yatanlar, hele hele kurye öldürüp kaçanlar size canı Şişli’de kalan o radyo sanatçısını hiç mi hatırlatmadı?

Ceza olsun diye kahve ve kola dökenler, odaya yılbaşı çiçeği koyacağım deyince “savaş var” diyenler, yedi yıldızlı otelde kongre yapıp “O Ses Türkiye” oynuyorsa biraz fazla sessiz kalmışız demektir.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir