Skip to main content
yks ekose 29.3.2017 090730 (Medium)

Ekose sistemin işleyiş prensipleri

Ekose (tartan) özgün renklerde, paralel ya da birbirine dik kesen çizgilerden oluşan desenlerdir. Çizgilerin tek başlarına bir anlam taşımamalarına karşılık, ekose form karakteristik biçimi verir, dolayısıyla desenler çıkış yerleri olan İskoçya’da belli klanların ifadesine dönüşür. Vücudun ekose hali derken ifade etmek istediğimiz budur. Aslında hiçbir doku tek bir biçimsel özellik göstermez, başlangıçta ayrı olsalar da nihayetlerinde birbirinden farklı dokuların bileşiminden oluşur. Bu biçimlendirici öğenin ne olduğu uzun süre düşünülmüş, sonunda sırttaki sinir sisteminin hemen komşuluğunda gelişen “crista neuralis” (sinir ibiği) adı verilen hücrelerin biçimlendirmeyi yaptıkları sonucuna varılmıştır. Bu hücreler ileride beyin ve omuriliği geliştirecek sinir tüpünden göçerek nihai yerlerine vardıklarında çevre dokuyla etkileşime girerler ve biçimi ortaya çıkarırlar. Ortaya çıkan biçim ise kısmen benzer, ama başlangıçlarının sinir dokusu olduğu düşünüldüğünde karmaşıktır. Örneğin yüzdeki mimik kaslar, kafatasının tabanı, kalbin kapakçıkları, sindirim sisteminin sinir ağı, tene rengini de veren melanositler gibi pek çok hücre ve doku nöral kristanın vücuda göçü sayesinde ortaya çıkar. (daha&helliip;)

yks_ 22.3.2017 091848 (Medium)

Vücudun ve dokuların “ekose” hali

Bu yazıların temel amaçlarından biri insan vücudunun işleyiş ilkelerinin anlaşılmasıdır. Bizim bir organı anatomi, çerçevesinde yapısal olarak betimlememiz ya da işleyişinin genel kurallarını bilmemiz sistemin nasıl çalıştığını anlamamızı sağlamaz. Aslında sistemin nasıl çalıştığının anlaşılması da mümkün olmayabilir. Bazı durumlarda açıklanamayan bir kanaat vardır, ama betimlenemez. Yine de bazı genel bilgileri yeniden gözden geçirmek olasıdır: (daha&helliip;)

yks 10 rat

Toplumsal yapıyı çözmenin basit ve güvenli yolları: “The beautiful ones” (Güzeller)

John B. Calhoun’un fareler için cennet (ütopya) olarak planladığı, yiyecek ve koşulların  tamamen yeterli olması ve tehdit de bulunmasına rağmen çöken Universe 25 deneyi, beraberinde “The Beautiful ones” (Güzeller) olarak adlandırılan bir alt grubun doğmasına neden olur. “Güzeller” adının verilmesi çağrıştırsa da aslında bir güzelleme değildir. Bu grup olan bitenle hiç ilgilenmeyen erkeklerden meydana gelir. Bunlar diğerleri gibi çatışmaya girmemekte, sadece karınlarını doyurmakta ve kendilerine bakmaktadır. Diğerleri yara bere içinde kalırken (façanın çizilmesi, kuyrukların kopması vb.), Güzeller katılmayıp sadece kendilerine baktıklarından güzel kalırlar. Sorun bu gurubun toplumda bir karşılığının olup olmadığının açıklanmasındadır. (daha&helliip;)

Resim: Babil, https://www.twilio.com/blog/wp-content/uploads/2015/08/Babel-1024x575.jpg sayfasından alınmıştır.

Toplumsal yapıyı çözmenin basit ve güvenli yolları (III): İşsizliğe rağmen refah ve yüksek binalar

Universe 25 Deneyi’nin detaylarını geçen hafta açıkladık, John B. Calhoun aslında fareler için cennet (ütopya) yaratır; yiyecek ve koşullar tamamen yeterli, üstelik düşman da yoktur. Ama beklenen olmaz, üreme tahmin edilenin aksine yavaşlar ve durur, sonunda hepsi ölür. Sorun bu verilerin insanlara doğrudan yansıtılmasının mümkün olup olmadığındadır. İnsan benzer koşullarda sosyal bozulmadan uzak kalmayı başarabilir mi, aşırı kalabalıklaşmış yaşam ortamında (karşılığı yüksek binaların bulunduğu metropolledir) sosyal yapıyı koruyabilir mi? Biz insanı akıllı kabul ettiğimizden fare davranışının yansıtılamayacağını sanırız. Ancak insan, aklıselim sahibi olmadığı sürece, sadece temel gereksinimler konusunda değil, toplumsal dinamiklerde de hayvanlara benzer. Kuşlara buğday attığınızda yemek için hücum etmeleriyle, dükkan açılışında bir ürünün çok ucuz ya da bedava verilmesinin oluşturduğu izdiham arasında fark yoktur. (daha&helliip;)

Resimler: John B. Calhoun deney ortamında (http://www.insanokur.org/wp-content/2016/11/2.png adresinden alınmıştır)

Toplumsal yapıyı çözmenin basit ve güvenli yolları (II): Fareler nasıl öldü?

Geçen hafta yazamaya başladığımız Universe 25 Deneyi, yöntem ve bulgular konusunda açıktır, ama sonuçların yorumlanması nedense doğrudan dar alanda nüfus artışının etkilerine odaklanmıştır. Deneyi ve gözlemleri yeniden hatırlayalım: “Yaklaşık 2.5 metreye 2.5 metre tabanı ve 90 cm duvar yüksekliği olan bir kapalı kutu düzenekte, her duvarda zeminden 50 cm yüksekliğe kadar dikine çıkan, duvara yapışık 16 tane tünel ve her tünelde 4 adet oda, toplam 256 oda kurulur. Isı kontrollü ve sürekli gıda eklenen bu ortama sağlıklı 4 dişi 4 erkek fare bırakılır ve gözlemlenir” (deneyin detayını http://www.matematiksel.org/bir-toplum-nasil-yok-olabilir-universe-25-deneyi/ sayfasından okuyabilirsiniz). (daha&helliip;)

Resim deneyi anlatan bir diğer site olan https://curiosity.com/topics/universe-25-began-as-a-mice-paradise-but-ended-as-a-nightmare-curiosity/ adresinden alınmıştır.

Toplumsal yapıyı çözmenin basit ve güvenli yolları (I): Universe 25 Deneyi

Müzik, iletişim, uygarlık gibi kavramların aslında toplumsal yapıyla önemli ilişkisi bulunur. Buna karşılık toplumsal yapının ne olduğu açık değildir, toplumu oluşturan bireylerin, hatta canlıların birbirleriyle sürdürdükleri ilişkileri olarak tanımlamak çok hatalı olmayacaktır. Ekonomik durum (fakir ya da zengin), yetiştirilme biçimi (liberal ya da muhafazakar), eğitim durumu ve buna bağlı konum bireylerin birbirleriyle olan ilişkilerini etkiler. Buna karşılık birey bu özelliklerden herhangi birine fazlasıyla sahip olsa bile (örneğin akademik titr), kendini yine de toplumsal düzene doğrudan konumlandıramaz. Bu nedenle toplum içinde konumlanma daha çok bu özellikler zemininde biriktirilmiş saygınlık ve oluşturulmuş güvene dayanır. Birey aileden zengin, muhafazakar ya da bünyesi gereği entelektüel olabilir, toplumun onu nasıl algıladığı, bu özelliklerini nasıl yansıttığına bağlıdır. Dolayısıyla toplumsal yapı da zaman değişkeni içinde bir yere oturur, sürdürülebilirlik ilişkilerin uçlaşmamasına bağlıdır. Muhafazakar ortam, taşkınlıkları olan birini “iyi bir insan olması” durumunda kolaylıkla kabullenir, içinde barındırır. Bu sürdürülebilir durum toplumsal yapının sağlam kalmasını sağlar, farklı etnik kimlikler birbirinin bayramını kutlar, inançlarına, ibadetlerine saygı duyar, hatta paylaşılabilecek olanları da paylaşır (aşurenin, helvanın konu komşuya ikramı). (daha&helliip;)

Resim: Dallas dizisinin ana karakterleri Ewing Ailesi (soldan sağa Kahya Ray, Bobby, Pamela, Baba John Ross “Jock”, Miss Ellie, Lucy, adamımız J.R., Sue Ellen), dizi Türkiye’de ne tesadüf 1980’de gösterime girmiştir.

Uzaktan izleme (tele-vizyon) uygarlığı nasıl etkiler?

Uygarlığın gelişimi görüldüğü kadarıyla teknolojiye erişimle zıt bir ilişki gösterir. Teknolojinin (mekanizasyon ve programlama) çıkış noktası aslında insanın kültür, sanat, felsefe gibi düşünce faaliyetlerine daha çok zaman ayırabilmesidir. İşleri makineler yapacak, insan da uygarlığının derinliğini artırabilecektir. Ne var ki uygulama böyle gerçekleşmez, insan kazandığı zamanı sanat ya da felsefeye aktarmaz, çünkü aynı teknolojinin diğer uygulamaları işin içine girer, kazanılan zaman bu diğer teknolojilerin ürünlerinin tanıtım ve tüketiminin de kapılarını açar. Basit örneklerle anlatalım, bulaşık makineleri yemek sonrası iş yükünü bir yere kadar azaltır, ama kazanılan zaman “hazır olaylar ve duyguların sunulduğu” televizyon dizilerine aktarılır (aslında ziyafet vermiyorsanız, bulaşığı suya tutmak, makineye dizmek, çıkartmak sadece elleri deterjandan uzak tutar). Zira düşünsel faaliyet genellikle kendi başına yapılmaz, görüş alış verişi yapılabilecek başkaları gerekir, üstelik hazır olay ve duygulara seyirci olmak daha kolaydır. İnsanların çoğu dizileri kendi yaşamları ile özdeşleştirir, yarışma programlarını seyrederken sahanın parçası olduğunu düşünür, ekran başında ama pasif katılımcılardır. Bunun bir diğer örneği artık daha çok telefonlarda oynanan bilgisayar oyunlarıdır, böylelikle yarış pilotu, futbolcu ya da savaşçı olabilirsiniz. (daha&helliip;)

Resim: Emeticon (duygusal ikon) biçimleri, https://sc.mogicons.com/resources/images/emoticons-list.png adresinden alınmıştır.

Teknolojiye bağlı dil körelmesi

İnsanlar bütün modern olanaklara rağmen eskisi kadar duygulu olamamaları aslında şaşırtıcı görünmemektedir. Duygu insanın iç muhasebesi sonucunda ortaya çıkar, aslında vardır, ama etkinleştirilmediği sürece varlığından haberiniz bile olmaz. Müzik bunun etkinleştirilmesinde çok güçlü bir rol oynar, aynı şey elbette sözle de gerçekleşebilir. Ne var ki sözün anlam ifade edebilmesi, söylendiği kişinin bunu algılayabilmesine bağlıdır. Gelişen yaşam standartları duygularla tahterevalli oynaması bu nedenle şaşırtıcı değildir, aslında standart arttıkça duygu aşağı çekilmemekte, ama seçenekler hazır sunulmaya başlandığında kişinin bunu ifade becerisi körelmektedir. (daha&helliip;)

Resim: Pera Müzesi’nde dijital konser serisi: Berlin Filarmoni Orkestrası ve Şef Sir Simon Rattle.

Uygarlık, müzik ve anayasa

Uygarlığın ne olduğu bilmecesinden daha önce de söz etmiş, bunun kriterinin sanıldığı gibi teknoloji ya da otomasyon olamayacağını, ama sabah karşılaştığınız birine “günaydın” demeyi bilmenin, girdiğiniz mekandakileri selamlamanın, iyiliği, mutluluğu ya da üzüntüyü paylaşmanın uygarlık olduğundan dem vurmuştuk. Hatta işi daha başka bir örnekle sonlandırmış, “uygarlık hiç yol olmayan yerde açılan patikalardan fazlası değildir, lakin bunlar ileride girmeniz / geçmeniz mümkün olmayan otobana da dönüşebilir” demiştik. Dolayısıyla “uygarlık aslında o güne kadar düzenlenmesi gerekmemiş bir konuyla ilgili davranış ve yöntemler manzumesidir” dersek çok yanlış bir yoruma gitmemiş oluruz. (daha&helliip;)

Resim: TBMM yeni anayasa çalışmaları, 12 Ocak 2017.

“Neden – sonuç ilişkisi belirsizliğinin” sosyal olaylardaki karşılığı

Neden sonuç ilişkisini kurmadaki kısıtlılık elbette günlük olayların ve tarihin değerlendirilmesi için de geçerlidir. Olay gerçekleştiğinde elinizde basit, somut, çıplak bir durum vardır. Mesela biri birini ısırmıştır, yani dişleriyle karşısındakinin bir tarafını güçlü bir biçimde sıkıştırmıştır. Biz dış gözlemci olarak sadece bu olayın varlığını görürüz, eylem aslında açıktır, kabul edilmesi mümkün değildir. Ama eylemin açıklamasına geldiğinde bizim her halükarda kınadığımız durum taraflar açısından keskin sınırlarını yitirir. Bu olay gelişimi açısından bir gerekçe ister: (daha&helliip;)