Amatör, ama gayretli organizasyonlar neden desteklenmelidir?

Toplumda iş örgütleme becerisinin giderek azaldığına dair bir önermede bulunsak sanırız pek yanlış olmaz. İş örgütlemek ya da daha basit gibi görünün bir etkinliğin gerçekleştirilmesini sağlamak tahmin edilenden zor bir uğraşıdır. Toplumun ortalama refahı arttıkça ya da günlük yaşama dair bir şey hizmet olarak sunulmaya başladıkça bireyler “iş üstlenilmesi” tavrından giderek vazgeçmeye başlar. Örneğin bir toplantı düzenlenecektir, bunun organize edilmesi, yani konuşmacıların bulunması ve transferi bir iştir. Zor gibi görünen bu başlangıç aslında bireysel bağlantılar sayesinde nispeten kolay aşılır. Oysa bu sadece başlangıçtır, toplantı yerinin bulunması, gerekli izinlerin alınması, teknik altyapının hazırlanması ayrı aşamalar olarak takip eder. Oysa bir organizasyonun en zor kısmı duyurulması ve katılımın sağlanmasıdır.

Okumaya devam et “Amatör, ama gayretli organizasyonlar neden desteklenmelidir?”

İletişimde genel sorun: Algının donuklaşması

İnsan öyle ya da böyle anlatacaklarının dinlenmesini, yazdıklarının okunmasını ister, ancak bunun pratik karşılık bulması kolay değildir. Günümüzde medya olanakları artmıştır, akıllı telefon sahibi olan herkes bir şeyler paylaşabilir, bunun çok kişi tarafından görülmesi konunun anlaşıldığı sonucuna varmaz. Yayın kanallarının çeşitlenmesi hedef kitleyi böler, yaşamın hızlanması televizyon ekranı karşısında geçirilen süreyi azaltır. Bunun doğal sonucu olarak “gündem” oluşmaz, oluşsa bile bir sonraki gündemle hızla silinir. Akıllı telefonlar gündem oluşumunu kolaylaştırır gibi görünse de ekrandan akanların fazlalığı insanın dikkatinde eksilmeyle sonuçlanır. Videoların önemi de bilgiyi bir zaman aralığında değil, pratik olarak sınırsız bir zaman sürecinde sunmalarıdır. Buna karşılık yine de anlatılanlar hedefine çok nadir erişir. Bir videonun izlenme gerekçesini anlamak bu nedenle önemlidir.

Okumaya devam et “İletişimde genel sorun: Algının donuklaşması”

Yeni medya

Hemen herkes farkında, medya ile ilgili ciddi bir değişim var. Biz haberleri yakın zaman kadar kütle medyası üzerinden alıyorduk. Kütle medyası denince akla ilk gelen televizyon kanalları olsa bile, bel kemiğini aslında gazeteler oluşturur. Televizyon haberi bir kere, bilemediniz iki kere verir, ama gazete gün boyunca ortalıktadır.  Muhalefetin önemini bilen ülkeler medyadaki çeşitliliği korurlar, çünkü muhalefet olması aslında iktidarlar için büyük şanstır. Öyle ki görüntüde muhalefet bile en azından çatacak bir hedef olmasını sağlar, yani konuştuklarınız boşa gitmez. Köşe yazarları konu bulmakta daha serbesttir, yazarlar arası atışmalar gündemi tek başına kurtarabilir. Muhalefetin olmasından rahatsızlık duyan iktidarlar ise bunu ortadan kaldırmaya çalışır. Zaman içerisinde köşe yazarları tasfiye edilirken, yerlerini iktidar yanlısı kalemlere bırakır. Derken genel yayın yönetmenleri de değiştiğinde artık muhalefet edecek kimse kalmamıştır.

Okumaya devam et “Yeni medya”

Genleşme ya da esneme nasıl olmalıdır?

Geçinmek için gereken asgari koşullar sağlanamadığında bir sonraki aşamanın genleşme ya da esneme olacağından geçen hafta bahsetmiştik. Bu geçinmekten kastedilen giderleri karşılayan ama birikim yapamayan durumdur. Kabullenme doğru olsa bile uygulamaya konulduğunda ikilem oluşturur. Benim kendim için ürettiğim seçenek doğrudan sağlık hizmeti vermekten çok bir sağlık danışmanlığıdır. Aslında bunun için çalıştığım konumdan bağımsız talep vardır, ama özel piyasanın şartları devletle karşılaştırılamayacak kadar farklıdır.

Okumaya devam et “Genleşme ya da esneme nasıl olmalıdır?”

Dualite nasıl açmaza dönüşür? (Garip bir doçentlik hevesi hikayesi)

Dualite, yani ikilik kavramı günlük yaşamda kişinin var olanları ister istemez bir diğeriyle ilişkili biçimde konumlandırmasına neden olur. Kişi var oluşu açısından tektir, ama kendi ile ilişkili kişiler var olduğunda teklik durumunu yitirir. Sokakta yalnız yaşamayı seçmiş bir evsiz için teklik durumu, başkalarının sorumluluğunu taşıyan birine göre çok daha kolaydır. Evsizin sorunu başını o akşam için sokacağı bir çatı altı bulmak ve karnını doyurmakla sınırlıdır. Oysa yükümlülükleri olan biri bu “azat olma” halini yaşayamaz. Kendine ait bir evi olması bile yetmez, ev büyük şehirde beraberinde başka yükümlükleri getirir; elektrik, su parası, apartman aidatı ödenmek durumundadır. Aile olması durumunda ise diğer bireylerin, yetişmekte olan çocukların gereksinimleri buna eklenir, dualite ister istemez sorumluluk doğurur ve “azıcık aşım kaygısız başım” saptaması değerini yitirir. Bu durumda koşullar başka değişkenler, örneğin gelirin yeterliliği, ekonomik göstergeler, enflasyon gibi kavramlarla iç içe girmeye başlar. Gelir kayıpları ve ek harcamaların doğması kısır döngüye dönüştüğünde bu kez kendi içinde bir muhasebe doğar ki, yeni çözüm / uyum arayışı (genleşme ya da esmene) doğar.

Okumaya devam et “Dualite nasıl açmaza dönüşür? (Garip bir doçentlik hevesi hikayesi)”

Dualite / ikilik sorunu

Ezoterik öğretilerde sık geçen kavramlardan biri dualite, yani ikilik durumudur. Genel geçer kural olarak tekliğin sadece tanrı katında olduğu kabul edilir, biraz irdelenince bu kabullenme çok yanlış değildir.  Mevcut dünya algısında “tek” kavramı yoktur, sadece tek görünenler vardır. Örneğin tek bir ağaç olduğundan söz edebiliriz, ama ağaç toprağı gerektirdiğinden müstakil biçimde var olamaz. Ya da bir başka örnek, tek bir insandan söz edilemez, insan yoktan var olamayacağına göre öncülü ve belki de sonrası vardır.

Okumaya devam et “Dualite / ikilik sorunu”

Joker ne zaman ortaya çıkar?

Joker kelime karşılığı olarak “şakacı” demektir, beklenmedik sürpriz davranışlarla karşısındakileri şaşırtır. Karakter olarak sirklerdeki palyaçolarla ilişkili görünse de, popüler sanatın etkisiyle zaman içinde “masum eğlendirici” kimliğini kaybederek “içten pazarlıklı kötü” rolüne bürünür. Bunda kuşkusuz Batman adlı çizgi roman için yaratılan Joker karakterinin etkisi büyüktür. Zaman zaman Batman’e dönüşen Bruce Wayne, Joker’i anne ve babasının katili olarak anlatırken, Joker’i oraya sürükleyen nedenleri hiç sorgulamaz.

Okumaya devam et “Joker ne zaman ortaya çıkar?”

Savaşların dinamiği ve sonrası

Savaşın zaman içinde özel dinamiğini yaratarak, kendi kendini ortaya çıkardığından geçen hafta söz etmiştik. Bunda iki faktör rol oynar; bunlardan ilki patlama gücünün elde edilmesiyle savaşın ayrılmaz bileşeni olan insan ve cesaret öğelerinin geri plana itilmesidir. Patlayıcılar gübre üretimine benzer işlemlerle elde edilir; yaprak dökücü ilaçlar gibi unsurları da kapsadığında, tarımdaki insan emeğini ortadan kaldırarak barış dönemlerinde de patlayıcı üretimini olanaklı kılar.

Okumaya devam et “Savaşların dinamiği ve sonrası”

Savaşların kısa tarihi

Savaş, eski adıyla harp; ülkeler, hükümetler, bloklar ya da bir ülke içerisindeki toplumlar, isyancılar veya milisler gibi büyük gruplar arasında gerçekleşen topyekûn silahlı mücadeledir ve genellikle dini, milli, siyasi ve ekonomik amaçlara ulaşmak için gerçekleştirildiği kabul edilir. Eric Gombrich tarafından yazılan Genç Okurlar için Kısa Bir Dünya Tarihi, tarihin kilometre taşlarının ve akış referanslarının hep savaşlar üzerine kurulduğunu özetler. Tarih çok erken dönemlerde bile nedense hep savaşları anlatır. Hatta “Asıl olan savaştır, zaman zaman barış dönemleriyle kesilir”; bu tanım bir televizyon yorumcusuna aittir. Gerçekten Yüz Yıl Savaşları, Otuz Yıl Savaşları ve elbette dünya savaşları gibi büyük ve uzun süreli çarpışmalara baktığımızda yorum pek hatalı görünmez. İnsanlar bir alana yerleşir, çoğalır, bir medeniyet kurar ve derken o medeniyet diğerleriyle girdiği savaşların sonucu olarak ortadan kalkar.

Okumaya devam et “Savaşların kısa tarihi”