Zaman gerçekten var mıdır, biz mi öyle sanırız?

Zaman konusunda fazla bir şey bilmediğimizi söylemek akla aykırı gelse de, mantık süzgecinden geçirirseniz geçerli bir savdır. Biz zamanı saatin tik-takları ile ölçer, akışının lineer, yani çizgisel olduğunu varsayarız. Saniyeler, dakikalar, saatler, günler geçerken; yıllar, on yıllar, yüzyıllar ya da binyılların da biriktiği sonucuna varırız. Ölçümün başlangıç noktası Milat ya da Hicret fark etmez, belli bir olaydır. Bu genel hafızanın “sıfır” olarak belirlediği andır, öncesi ve sonrası yine aynı ölçüm birimiyle belirlenir. Bu genel ölçüm biçimi “sosyolojik zaman” açısından bireysel ölçekte de geçerlidir. Okuldan mezun olma, askere gitme, şirketi kurma, evlenme gibi sosyal durumu değiştiren olaylar kişisel milatları oluşturur.

Okumaya devam et “Zaman gerçekten var mıdır, biz mi öyle sanırız?”

Yine bir mayıstı

Kendimi ilk bildiğimde bir mayıstı. Masmavi bir gökyüzüne açmıştım gözlerimi. Çetin geçen bir kışın ardından hava çabucak ısınmıştı. Bir meşenin gölgesinde oturuyordum, etrafım yoncalarla bezeli bir çayırdı. Geçen yıl gelinciklerin olduğu yere bu mayıs rezeneler taşınmıştı. Toprak nemine doygun, etraf çimen kokuyordu. “Ah” dedim içimden, “bu ne güzel bir bahar; oysa geride bıraktığım koca bir karakıştı.” Eteğimi kemiren çekirgelere inat çiçeğe yeni durmuştum, ortası siyah, tacı mor, her bir dalımda taşıyamayacağım kadar bol, leylaklara rakip bir menekşeydim. Güneşi derin derin içime çektim, ah ne güzel bir mayıstı kendimi bu ilk bildiğim.

Okumaya devam et “Yine bir mayıstı”

21. Yüzyıl için 21 Ders: İnsanın konum sorunu

Ailesinin çiftçi olmasından utanmak Mercedesli gencin hatası değildir, sorun bu algıyı oluşturan bizde. İnsan okuyunca bir diploma edinir, daha ileri götürürse meslek kazanır, yaptığı iş mesleğinden tamamen farklı olabilir; ama konumun meslek, mevki ya da parayla kazanıldığı algısını biz oluştururuz. Üstelik bu algı bile işlerin çoğunun makinelere devredildiği günümüz dünyasından artık geride kalmıştır.

Okumaya devam et “21. Yüzyıl için 21 Ders: İnsanın konum sorunu”

Ailesinin çiftçi olmasından utanan Mercedesli genç

Bize çocukluğumuzdan beri yanlış anlatılan bir kavram var: Toplum içindeki konumumuzu meslek seçiminin belirleyeceğine inanıyoruz. Sık sık okul konuşmalarına katılıyorum, öğrencilere hangi mesleği seçmek istediklerini işin bir parçası olarak soruyorum. Doğal olarak bir kısmı doktor, mühendis, mimar, hukukçu olmak isterlerken, çok daha sınırlı bir kısmı da sanatla uğraşmak istediklerini belirtiyorlar. Benim anlattıklarım daha çok beslenme ve sağlık çerçevesinden başlıyor, sonra meslek ve kariyer alanına yönleniyor. Son okul konuşmalarını İstanbul dışında yapınca, bu kez aynı soruyu “ileride çiftçi olmak isteyenler kim?” diye dile getirdim. Cevap, elbette neredeyse hiçti, yüzlerce çocuktan ileride çiftçilik yapmak isteyen sadece bir kişi çıktı. Okumaya devam et “Ailesinin çiftçi olmasından utanan Mercedesli genç”

Biyolojik hafızanın “bulut” modeli, akışkan kristal kavramı

Geçen hafta anlattığımız birisi başarıyla diğeri ise kazançla sonuçlanan (iade alınan uçak bileti parası) iki bildiri denemesiyle hafızanın oluşumunda algının önemli unsur olduğunu anlatmaya çalıştık. Bunun günlük yaşamdaki karşılığı, sürekli kaydedilenlerin “hafızanın içinde, ama algının dışında” kalmasıdır. Hafıza bilgiyi bir şekilde belleğe yükler, ama onu biçimlendiren ve hatırlanmasını sağlayan algıdır. Siz bardağın yarısını boş ya da dolu görebilirsiniz, ama algınız suya odaklandığından bardağı tanımlamanız mümkün olmayabilir. Hafızadaki açıklanması zor olan bu bilgilerin nasıl saklandığı ve geri çağrıldığıdır. Önemli stresler basit şeyleri unutturup unutulmuşları hatırlatabilir. Ama soru aynı kalır, hafıza nasıl tutulur, nasıl geri çağrılır? Okumaya devam et “Biyolojik hafızanın “bulut” modeli, akışkan kristal kavramı”

Hafızanın oluşumunda algının önemi

Bilgi her zaman hafızada tutulamayacağı için bunun saklanmasının önemi açıktır, en geçerli yöntemlerden biri bilginin basılı hale getirilmesidir; gazeteler, dergiler ve kitaplar bu gereksinimi karşılar. Çok değil, bundan sadece birkaç yüz yıl önce bilgi sadece birilerinin (genel adıyla akademi) yanında bulunarak edinilebilirken, basılı ürünlerin zenginleşmesi onu kütüphanelere taşıdı, isteyen istediği kitabı alarak bilgiye erişebilir hale geldi. Ne var ki bilgi üretimi aşırı artınca, teknoloji bilgiyi elektronik ortama taşıdı (Wikipedia bunun kısmen popüler ve gönüllü biçimidir). Ancak kolay bilgi, araştırma ve öğrenme isteğini olumsuz etkiledi. Artık herhangi bir araştırmanız için eşinmek zorunda kalmıyoruz. Lise yıllarında coğrafya ödevim olan Van ili için kütüphaneden il raporlarını araştırmak zorunda kalmıştım, bugün sokak haritalarını bile bilgisayardan elde edebilirim. Okumaya devam et “Hafızanın oluşumunda algının önemi”

Hafıza nasıl geliştirilebilir: Örümcek ağı örneği

“Hafıza yeteneği geliştirilebilir mi?” sorusunun yanıtı bana göre “evet” olacaktır. Ancak yine bilgisayar benzetmesinden hareketle gidersek, geliştirilen aslında ezberleme yetisi değildir. Ezberlemek bazıları için çok kolaydır, orta uzunluktaki bir hafızayı gerekli kılar, elbette unutulur, ama çocukluk çağlarında ezberletilenler kalıcı hale gelebilir. Bu tekerlemelerin anlamsız olsalar bile akılda kalmalarını, duaların anlamları bilinmese bile söylenebilmesini olanaklı kılar. Ancak beri yanan masallar ya da kıssalar da, anlatım biçimlerinden bağımsız, sonradan yararlanılabilecek temel kavramları oluşturur.

Okumaya devam et “Hafıza nasıl geliştirilebilir: Örümcek ağı örneği”

Hafıza denen garip işlev

Uzun süredir uzaklaştığımız biyoloji sularına yeniden girmek, kaçınılmaz fırtınalardan korunacak dingin bir liman gibi. Tamam liman dingin, ama suyun dibini görebilen de henüz olmamış. Ancak su bu kez daha derin, çünkü hafızadan söz etmek istiyoruz; yani öğrenilmiş ya da yaşanmış bir şeyi akılda tutma yetisi. Üzerine milyonlarca araştırma, yüzlerce cilt kitap yazılmış olsa bile aslında ne olduğunu bilen, daha doğrusu kavrayan yok. Bizim hafızayla ilgili sorunumuz saklanamamasından kaynaklanıyor. Hatta unutulduğu bile şüpheli, mesele öğrenilenlerin bilinse bile hatırlanamamasında. Bu öylesine kötü bir dert ki, en iyi tanıdığınız arkadaşınızın adından tutun, ev anahtarlarınız nereye konduğunun bulunamamasına kadar geniş bir çerçevede ortaya çıkıyor. Oysa bazen hiç olmadık zamanda hatırlayıveriyorsunuz. O halde sorunun tamamen unutmak mı olduğu, yoksa hafızaya geri çağrılmakta zorlanmayla mı kendini gösterdiği de meçhul. Okumaya devam et “Hafıza denen garip işlev”