Bilimsel ilerlemenin kırmızı çizgisi: Tutuculuk

Bilimsel gelişmenin “merak” zemininde şekillenen doğal dürtüsü, uygun ortamı bulduğunda aslında fazlasıyla üretkendir. Bu durumun farkında olan Ar-Ge zeminli ticari kuruluşlar yatırımlarını “cluster” (demet) olarak adlandırdıkları ortamlarda yapmak eğilimlerindedir, bunlara “teknopark”, sadece üretim yapan bölgelerine ise organize sanayi bölgesi denir (Silikon Vadisi de benzer özellikler gösterir). Okumaya devam et Bilimsel ilerlemenin kırmızı çizgisi: Tutuculuk

“Bir yaz gecesi kabusu” karabasana dönüşür mü? (Uzun geceye atfen uzun bir yazı)

15 Temmuz’u 16’ya bağlayan sabah, tarihimize emsali olmayan bir kilometre taşı olarak yerleşti. İzahı şimdilik mümkün olmayan, ama 181 kişinin kaybıyla sonuçlanan, yani “devletin bekasının yeniden tesis edilmesine binaen (!)” kan dökmekten kaçınmayan girişim iyileşmesi güç bir yara açtı. Girişimin arka planının ne olduğunu soruşturma aşaması gösterecek. Adına darbe girişimi ya da kalkışma, ne derseniz deyin, bütünüyle saçmaydı, kolaylıkla da bastırıldı. Okumaya devam et “Bir yaz gecesi kabusu” karabasana dönüşür mü? (Uzun geceye atfen uzun bir yazı)

Bilimsel ilerlemenin kırmızı halısı

Bilime duçar “bilimciler” onu ayrı bir inanç sistemi haline getirse de, bilimsel ilerlemenin sürükleyici gücünü neyin oluşturduğu aslında tartışmalıdır. İlerlemelerin bir kısmı elbette gereksinimleri karşılamak üzerine kuruludur. Örneğin besinlerin saklanma süresini uzatmak gereksinimi buzdolaplarının geliştirilmesiyle sonuçlanmıştır. Buzdolabının soğutma işlevi, gazların genleşme sırasında ortam sıcaklığını çekmeleri prensibine dayanır. Siz mekanik kuvvet yardımıyla gazı sıkıştırdığınızda sıcaklık ortaya çıkar, ama daha sonra bunu serbest bıraktığınızda genleşen gaz ortamdan sıcaklık çeker (kolonyadaki alkolün buharlaşırken elinizi soğutmasından farklı değildir). Böylelikle haznenin içi soğurken, bunun bedeli olarak buzdolabının dışı da ısınır. Bu yaklaşımın daha büyük ölçekli aşaması yaşanan ortamlara da uygulanabilir ve klimanın geliştirilmesiyle sonuçlanır, bu kez ısıtılan yer ister istemez evin dışıdır. O halde geliştirme mantığı ortaya çıktığında ve hele hele fikri mülkiyet haklarının tanınmasıyla destekleniyorsa (ABD bu anlayışın ister istemez merkezidir) yeni buluşların da kapısını açacaktır. Okumaya devam et Bilimsel ilerlemenin kırmızı halısı

Demokrasi, “işte öyle bir şey”

Bazı kelimeler o kadar çok tekrarlanır ki, bir süre sonra kelimenin ifade ettiği anlam unutulmakla kalmaz, anlam kayması bile ortaya çıkabilir. Örneğin immünite / bağışıklık, ifade ettiği kavramın çok dışında bir yere taşınır, bugün karşılık bulduğu anlamıyla “savunma sisteminin güçlü olması, dış ve iç mihrakların ortadan kaldırılması” olarak algılanır, konumu “vücudun her zaman yüksek tutulması ve güçlendirilmesi gereken bir yetisi” anlamına kayar. Aynı anlam kayması ve dejenerasyondan demokrasi kelimesi de nasibini almıştır. Demokrasi herkesin söz hakkının olmasıdır, yani insanların azınlık, köle, efendi, fakir vb. ayrımlara tabi tutularak ifade hakkına kısıtlanma getirilemeyeceğini söyler. Oysa bugün eriştiği anlamda, bize daha okulda öğretilen kavram “halkın kendi kendini yönetmesi, seçme ve seçilme hakkıdır”. Kelimenin etimolojisine bakıldığında elbette halk vurgusu vardır, lakin aradan geçen zaman, kavramı ve uygulanma biçimini dejenere eder. Örneğin yine demokrasi “herkesin eşit oy hakkı bulunduğunu” söylemez, söylese bile mesela senato denen başka bir yapıyı da koşul olarak ileri sürer. Dolayısıyla aslında bugün anlaşıldığı haliyle “çoğunluğun (çoğunluğun seçtiğinin) dediği olur” sonucuna erişilmez. Okumaya devam et Demokrasi, “işte öyle bir şey”

Bilim tutkunu “bilimcilere” samimi eleştiriler

Siz nasıl kabul edersiniz bilemiyoruz, günümüzde bilimin üstünlüğü “tartışılmaz gerçeklik” olarak kabul edilse de, aslında bu yaklaşımın ciddi ölçüde eleştiriye “muhtaç” noktaları bulunmaktadır. “Muhtaç” kelimesi özellikle seçilmiştir, zira eleştirilip düzeltilmediği takdirde bilimin ilerlemesi tamamen durabilecektir. Kısaca söylemek gerekirse aşağıdakileri sıralamak mümkün görünmektedir: Okumaya devam et Bilim tutkunu “bilimcilere” samimi eleştiriler

Geleceğini düşünen milletler: İstanbul Erkek Lisesi örneği

Biz her ne kadar zamana bağlı olduğumuzu düşünüp, akıp giden zaman içinde savrulduğumuzu sansak da, aslında zamanın var olduğu bizim kabullenmemizdir. Zaman sadece vardır, içinde olup bitenler, fiziksel olarak değişmemiz, bize nedense akmakta olduğunu düşündürür. Lakin kendinizi bunların etkisinden kurtarmaya başlarsanız, aklınızı çeldiricilerden yalıtırsanız, mevcut hafızanız canlanmaya başlar, geçmişin analizini yapmanızı olanaklı kılar. Okumaya devam et Geleceğini düşünen milletler: İstanbul Erkek Lisesi örneği

Siyasi dalganın yükselme biçimi, kritik dengenin kırılma dinamiği

Olağan şüpheliler ve bununla birlikte türemiş olan “profiling” (profil çıkartma) gibi kavramlar ister istemez siyasette de karşılığını bulur. Siyaset bu açıdan bakıldığında aslında son derece verimli ve manipülasyona açık bir alandır. Bize neredeyse binyıllardır “demokrasi” başlığı altında aktarılan yönetim düzeni de istenenin elde edilebilmesinin çok verimli bir uygulama biçimidir. Demokrasi, çarpıtılmış anlamıyla “çoğunluğun idare etmesi” olarak kabul edilse de, aslında ifade ettiği kavram “farklı görüşlerin oransal temelde temsil edilmesidir”. Dolayısıyla demokrasi aslında ideale en yakın yönetim biçimi olarak görülür. Seçimin doğal sonucu olarak bir iktidar vardır, diğer görüşleri temsil edenler de muhalefeti oluşturur. Ne var ki “anlık karar verme özelliği gösteren ve çok parçalılığa açık” Doğu coğrafyasında ortaya çok fazla seçenek çıkacağından bunların birlikte hareket etme ve karar alma yeteneği de azalacaktır. Bu durumda imdada “seçim barajı” denen kavram yetişir, seçime daha en başından bir kota konularak, parçalı yapı kendi içerisinde homojen olmasa da konsolide edilir, yani benzerler aynı çatı altında toplanmaya zorlanır. Okumaya devam et Siyasi dalganın yükselme biçimi, kritik dengenin kırılma dinamiği

Küresel sermayenin insan kaynakları, kapital sistemin “kullan-at”ları

Günlük yaşamımızı olası risklerden (mikrop, kireç vb.), olağan şüphelilere (yabancı mihraklar, terör örgütleri) kadar kategorize etmeyi başarmış bir sistemin insanları da potansiyelleri konusunda sınıflamayacağını düşünmek elbette saflık olacaktır. Bu “profil oluşturma becerisinin” bize en sık gösterilen biçimi seri cinayetleri konu alan filmlerdeki “profiling” kavramıdır. Profiling katilin arkasında bıraktığı ipuçlarına dayanarak olası bir kişilik profili çizmeyi amaçlar, oluşturulan profil tarama alanını daraltarak katili bulmayı kolaylaştıracaktır (bu yaklaşımın klasik örneklerinden birini Kuzuların Sessizliği’nde görürüz). Okumaya devam et Küresel sermayenin insan kaynakları, kapital sistemin “kullan-at”ları

Olağan şüpheli: Endüstri ve sosyolojinin “gaz ve supap” dinamiği

Olağan Şüpheliler (The Usual Suspects) aslında sinema tarihinin “yeni kara mizah” (neo-noir) akımının en iyi filmlerinden biridir. Günlük yaşamda ise, herhangi bir olay gerçekleştiğinde bunun faili olabilecek olası şüphelileri ifade eder. Kamuoyuna “olayın takibindeyiz” mesajını verebilmek için en önce bunlar toplanıp nezarethaneye atılır. Bu aslında toplumsal huzursuzluğun (kamuoyu vicdanı denir) yatıştırılmasının da ilk (ve genellikle tek) adımıdır, “kapsamlı soruşturma başlatıldı” ya da “jetlerimiz bomba yağdırdı” açıklamaları sık telaffuz edilen biçimlerinden sadece ikisidir. Okumaya devam et Olağan şüpheli: Endüstri ve sosyolojinin “gaz ve supap” dinamiği

Tıbbın endüstrileşmesi: Olağan şüphelilerin doğuş hikayesi

Tıbbın bugün bir çıkmaz sokağın içine düşmüş olması aslında şaşırtıcı değildir, ama bu sokak kör bir uçla sonlanmaz, bilakis kendi içinde geçişlerle (labirent) aslında devamlılık arz ettiğini düşündürür. “Tıp ilerlemekte, sürekli yeni bir şeyler bulunmakta, gelişmeler topluma müjdelenmektedir”. Oysa aslında elle tutulur fazlaca bir gelişme yoktur, olması da beklenmemelidir. Peki neden? Okumaya devam et Tıbbın endüstrileşmesi: Olağan şüphelilerin doğuş hikayesi