Kendini gerçekleştirmenin “dağa çıkmak” biçimi

Kişinin kendini nasıl gerçekleştireceği aslında Maslow tarafından bile tanımlanmaz. Hayata dair bütün beklentilerini tamamlamış olan, sevgi ve saygınlık da kazanan kişinin bir sonraki aşamaya zıplayıp kendini gerçekleştireceğini varsayar. Maslow çok atıfta bulunulan modelini alanlarındaki en başarılı insanları temel alarak kurar. Mesela herkesin tanıdığı kişi olduğunu düşünürsek, Albert Einstein evrenin sırlarına ermiş görünür. Kimsenin düşünemediği kavramlara varmış, madde ve enerji dönüşümünü tanımlamış, hatta bunan çıkan türev ürün, zaten kazanılmış bir savaşın alametifarikası olarak insanlığın hafızasına kazınmıştır. Ama bunlardan hangisinin Einstein’ın kendini gerçekleştirme aşaması olduğu bilinmez. Dünyanın en iyi tanınan ve kabul gören insanlarından biri olmaksa mesele, bunun örneği çoktur. Einstein’ın kendini gerçekleştirme aşaması bana göre aslında gerçekleştirilmiş o bombanın hiç atılmamasını sağlamaktır.

Okumaya devam et “Kendini gerçekleştirmenin “dağa çıkmak” biçimi”

Maslow’un açıklamadığı “kendini gerçekleştirme” eylemi

Maslow piramidinin aslında hiç olmadığı, yayıncının biçimlendirme merakının bir sonucu olarak doğduğu söylense de, basamakların yorumu açıktır. İlk üç basamak, yani temel ihtiyaçlar, güvenlik ve aidiyet kişiye çevresi tarafından sunulur. Sonraki aşama sevgi ve saygı ise kendisi tarafından kazanılır. Ancak ilk beş basamağın geçilmesi kendini gerçekleştirme için yeterli olmadığı gibi, Maslow ilk aşamaların tamamlanmasının mutlak bir kendini gerçekleştirmeyle sonuçlanmayacağını kabullenir. İnsan önceki basamakları geçerken olasılıkla bir şeylerini kaybeder ya da rehin verir.

Okumaya devam et “Maslow’un açıklamadığı “kendini gerçekleştirme” eylemi”

İnsanın var olma sorunu için “Yeni Maslow Geometrisi”

Abraham Maslow (1908-1970) tarafından tanımlanan insanın var olması için gereken ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidi (1943) sık başvurulan özgün bir modeldir. Bütün canlılar gibi beslenme gereksinimlerin temelinde yer alır, insan için hayvanların bir kısmının aksine örtünme ve barınma da temel ihtiyaçlar arasında yer alır. İkinci sırada yer alan güvenlik kısmen güvenlik kurumları ve bireysel önlemlerle halledilir, böylelikle şehir (-polis) kavramı doğar. Bu iki aşamayı geçen insanların üçüncü gereksinimi ise ait olma duygusudur. Bir topluluğa üye olma, aynı okuldan mezuniyet, bir takımı tutma ait olma ihtiyaçlarını karşılar. Maslow gereksinimler piramidinin ilk üç basamağı aslında kişinin kendisi tarafından kazanılmaz; insan yavrusu olarak doğmanın doğal sonucudur ve başkaları tarafından verilir.

Okumaya devam et “İnsanın var olma sorunu için “Yeni Maslow Geometrisi””

Zaman gerçekten var mıdır, biz mi öyle sanırız?

Zaman konusunda fazla bir şey bilmediğimizi söylemek akla aykırı gelse de, mantık süzgecinden geçirirseniz geçerli bir savdır. Biz zamanı saatin tik-takları ile ölçer, akışının lineer, yani çizgisel olduğunu varsayarız. Saniyeler, dakikalar, saatler, günler geçerken; yıllar, on yıllar, yüzyıllar ya da binyılların da biriktiği sonucuna varırız. Ölçümün başlangıç noktası Milat ya da Hicret fark etmez, belli bir olaydır. Bu genel hafızanın “sıfır” olarak belirlediği andır, öncesi ve sonrası yine aynı ölçüm birimiyle belirlenir. Bu genel ölçüm biçimi “sosyolojik zaman” açısından bireysel ölçekte de geçerlidir. Okuldan mezun olma, askere gitme, şirketi kurma, evlenme gibi sosyal durumu değiştiren olaylar kişisel milatları oluşturur.

Okumaya devam et “Zaman gerçekten var mıdır, biz mi öyle sanırız?”

Yine bir mayıstı

Kendimi ilk bildiğimde bir mayıstı. Masmavi bir gökyüzüne açmıştım gözlerimi. Çetin geçen bir kışın ardından hava çabucak ısınmıştı. Bir meşenin gölgesinde oturuyordum, etrafım yoncalarla bezeli bir çayırdı. Geçen yıl gelinciklerin olduğu yere bu mayıs rezeneler taşınmıştı. Toprak nemine doygun, etraf çimen kokuyordu. “Ah” dedim içimden, “bu ne güzel bir bahar; oysa geride bıraktığım koca bir karakıştı.” Eteğimi kemiren çekirgelere inat çiçeğe yeni durmuştum, ortası siyah, tacı mor, her bir dalımda taşıyamayacağım kadar bol, leylaklara rakip bir menekşeydim. Güneşi derin derin içime çektim, ah ne güzel bir mayıstı kendimi bu ilk bildiğim.

Okumaya devam et “Yine bir mayıstı”

21. Yüzyıl için 21 Ders: İnsanın konum sorunu

Ailesinin çiftçi olmasından utanmak Mercedesli gencin hatası değildir, sorun bu algıyı oluşturan bizde. İnsan okuyunca bir diploma edinir, daha ileri götürürse meslek kazanır, yaptığı iş mesleğinden tamamen farklı olabilir; ama konumun meslek, mevki ya da parayla kazanıldığı algısını biz oluştururuz. Üstelik bu algı bile işlerin çoğunun makinelere devredildiği günümüz dünyasından artık geride kalmıştır.

Okumaya devam et “21. Yüzyıl için 21 Ders: İnsanın konum sorunu”

Ailesinin çiftçi olmasından utanan Mercedesli genç

Bize çocukluğumuzdan beri yanlış anlatılan bir kavram var: Toplum içindeki konumumuzu meslek seçiminin belirleyeceğine inanıyoruz. Sık sık okul konuşmalarına katılıyorum, öğrencilere hangi mesleği seçmek istediklerini işin bir parçası olarak soruyorum. Doğal olarak bir kısmı doktor, mühendis, mimar, hukukçu olmak isterlerken, çok daha sınırlı bir kısmı da sanatla uğraşmak istediklerini belirtiyorlar. Benim anlattıklarım daha çok beslenme ve sağlık çerçevesinden başlıyor, sonra meslek ve kariyer alanına yönleniyor. Son okul konuşmalarını İstanbul dışında yapınca, bu kez aynı soruyu “ileride çiftçi olmak isteyenler kim?” diye dile getirdim. Cevap, elbette neredeyse hiçti, yüzlerce çocuktan ileride çiftçilik yapmak isteyen sadece bir kişi çıktı. Okumaya devam et “Ailesinin çiftçi olmasından utanan Mercedesli genç”

Biyolojik hafızanın “bulut” modeli, akışkan kristal kavramı

Geçen hafta anlattığımız birisi başarıyla diğeri ise kazançla sonuçlanan (iade alınan uçak bileti parası) iki bildiri denemesiyle hafızanın oluşumunda algının önemli unsur olduğunu anlatmaya çalıştık. Bunun günlük yaşamdaki karşılığı, sürekli kaydedilenlerin “hafızanın içinde, ama algının dışında” kalmasıdır. Hafıza bilgiyi bir şekilde belleğe yükler, ama onu biçimlendiren ve hatırlanmasını sağlayan algıdır. Siz bardağın yarısını boş ya da dolu görebilirsiniz, ama algınız suya odaklandığından bardağı tanımlamanız mümkün olmayabilir. Hafızadaki açıklanması zor olan bu bilgilerin nasıl saklandığı ve geri çağrıldığıdır. Önemli stresler basit şeyleri unutturup unutulmuşları hatırlatabilir. Ama soru aynı kalır, hafıza nasıl tutulur, nasıl geri çağrılır? Okumaya devam et “Biyolojik hafızanın “bulut” modeli, akışkan kristal kavramı”