Hastalıklar ve tedavileri konusunda neden hiçbir ilerleme yok?

Günümüzde kanser dahil pek çok modern zaman hastalığı “yeni” ortaya çıktıkları için nedenleri ve tedavi yöntemleri bilinmemektedir. Modern teknolojinin özellikle görüntüleme alanında kullanıma sunduğu olanaklar, detayın saptanmasında “yüksek çözünürlük” sunsa da, moleküler biyoloji yöntemleri kolaylıkla gen haritaları çıkarsa da, hastalıkların ortaya çıkışına dair elle tutulur açıklamalar (neden-sonuç ilişkisi, eski tabirle illiyet bağı) getirememektedir. Peki teknolojin sunduğu bunca yeni olanağa karşılık bir ilerleme elde edilemiyorsa sorun nerededir? Bu tutukluğun olası birkaç açıklaması bulunmaktadır: Okumaya devam et Hastalıklar ve tedavileri konusunda neden hiçbir ilerleme yok?

Bitkinin hayvanla benzerliği, uyum ve dengenin önemi

Bitkinin ve bitki tümörlerinin kanser için ne kadar geçerli bir model oluşturacağı elbette tartışmaya açıktır. Bitki ve hayvan birbirinden tamamen farklı iki canlı gibi düşünülmektedir, ama sistemlerin nasıl işlediğine bakıldığında reddedilemeyecek benzerlikler vardır. İnsan kalın bağırsağının aslında bitkinin köküne karşılık geldiği kabullenildiğinde bu işlemsel benzerlik için istenen anahtar da elde edilmiş olur. Ana hatlarıyla hatırlarsak: (1) Bağırsak bakteri örtüsü (mikrobiyota) kök küresinin içine çekilen bakterilere karşılık gelir. (2) Kök şekerli bileşikleri salgılayarak bakterileri besler, bağırsak da şekerli bileşikleri (müsin, mukopolisakkaridler) salgılayarak mikrobiyotayı destekler, sentez aradaki gri zonda gerçekleşir. (3) Bitkide sentezlenen maddeler meristeme ve buradan da bitkinin damar sistemiyle uçlara taşınır, aynı işlev hayvanlarda “karaciğerde” gerçekleşir. Dolayısıyla, “Biyolojinin mantığının açıklanmasında ‘işlemsel benzerlik’ neden önemlidir?” başlıklı yazıda yer alan “meristem neye karşılık gelmektedir” sorusunun yanıtı “karaciğer” gibi görünmektedir. Okumaya devam et Bitkinin hayvanla benzerliği, uyum ve dengenin önemi

Kanserde metastaz (koparak yayılma) kavramı ne kadar gerçekçidir?

Kanser ve metastaz kavramını geçen yazıya gelen yorumlar çerçevesinde irdelemeye devam edelim. Kanser bilimi (onkoloji) aslında 50-60 yıllık bir zaman dilimi içerisinde gelişmiştir. Paleontolojik bulgulara bakıldığında kanser tamamen yok değildir, en azından kemik tümörlerinin çok eskiden de var olduğuna dair bir takım kalıntılar bulunmuştur. Ancak hastalığın “salgın” şeklini alması ülkemizde son 20 yılın getirisidir. Biz bunda gıdanın birinci dereceden sorumlu olduğunu hem bu kronoloji, hem de gıdadaki değişimi fark ettikten sonra ileri sürdük. Ne var ki işin biyolojik boyutu bu saptamanın ötesindedir. Okumaya devam et Kanserde metastaz (koparak yayılma) kavramı ne kadar gerçekçidir?

Biyolojide modellemenin önemi: Memeliler bitkiye ne kadar benzer?

Biyolojik bilimlerde en önemli sorunlardan biri modellemedir. Modelleme mevcut bir durumun ne anlama geldiğini, benzerleri ve farklıları arasında nereye oturtulması gerektiğini söyler: (1) doğru modeli kurarsanız araştırma yapacağınız veri tabanı genişler, (2) doğru modeli kurarsanız neyin neye neden olacağını da kolaylıkla öngörebilirsiniz, dolayısıyla araştırmanızın bir yönü olur, daha az zahmetle daha geçerli çıkarımlara varabilirsiniz. Dolayısıyla doğru modelleme kurulması, hastalığın nedenlerinin anlaşılmasını ve tedavi yaklaşımlarının daha hızlı geliştirilmesini sağlar. Aksi takdirde önünüzdeki olasılıklar sonsuzdur ve siz de doğru sonucu bulana kadar debelenip durursunuz. Okumaya devam et Biyolojide modellemenin önemi: Memeliler bitkiye ne kadar benzer?

“Gerçekten tavuk” üretmek isteyen varsa lütfen ses versin!

Geçen haftaki ‘TAVUK’ DAVASI: “Ilık suda 20 dakikada” kaybedilmiş bir itibar öyküsü” başlıklı yazıya gelen bütün yorumlar için teşekkür ederim. Bu yazının amacı ise hem eleştirilere yanıt vermek, hem de piliç / beyaz et yetiştirme mantığının, yani aslında 4-6 aydan önce olamayacak bir büyütme hevesinin nasıl ortaya çıktının açıklanmasıdır. Zira bu durum aslında ülkemizde var olan, ama “kısa sürede daha çok kazanmak” güdüsüyle (zorunluluk ya da hırs) kaybedilen tavukçuluğun öyküsüdür. Okumaya devam et “Gerçekten tavuk” üretmek isteyen varsa lütfen ses versin!

“Biyolojik mantık ya da etki mekanizması” gibi kavramlar aslında değişkendir

Bu yazıyı özellikle geçen haftaki “Biyolojinin mantığının açıklanmasında ‘işlemsel benzerlik’ neden önemlidir?”  yazısına gelen yorumlara binaen kaleme alıyoruz. Geçen hafta tartıştığımız konuyu madde madde bir kez daha irdeleyelim. Okumaya devam et “Biyolojik mantık ya da etki mekanizması” gibi kavramlar aslında değişkendir

‘TAVUK’ DAVASI: “Ilık suda 20 dakikada” kaybedilmiş bir itibar öyküsü

(Endüstri ve Batı akademisinin davalarla ve ısrarlarla vardıkları nokta)

Beyaz et endüstrisi 22 Mart 2016’da düzenlediği bir toplantıyla “tavuğa itibarını iade etmek gerektiğini” açıkladı. Oysa tavuk itibarını zaten hiçbir zaman kaybetmemişti, itibarını hem bilimsel hem de manevi anlamda kaybeden piliç / beyaz et endüstrisiydi. Halk “ılık suda 20 dakikada haşlanan beyaz şeyin” tavuk olmadığını artık biliyor (ifade metroda karşılaştığım bir öğretmen hanıma aittir), daha doğrusu tavuğun ne olduğunu çoktan hatırladı. Konunun bilimsel detaylarını defalarca anlattığım için yeniden değinmeyeceğim. Ama bu vesileyle piliç ve yumurta endüstrilerinin bugüne dek açtıkları davaların sonuçlarını paylaşmadan da geçemeyeceğim. Esas vurgu ise “ucuz beyaz et” yanılsamasının sosyal sonuçlarına yönelik olacaktır. Lütfen dikkatle okuyun (kolaylık olması için dava gerekçelerinin puntolarını küçültüyorum, dileyen okusun). Önce davalar: Okumaya devam et ‘TAVUK’ DAVASI: “Ilık suda 20 dakikada” kaybedilmiş bir itibar öyküsü

Biyolojinin mantığının açıklanmasında “işlemsel benzerlik” neden önemlidir?

Bilim insanları sağlık durumunun ne olduğunu nispeten iyi tanımlayabilmekle birlikte, hastalık durumunun tanımlanması, ama daha önemlisi diğer hastalıklar arasında konumlandırılması çok kolay değildir. Batı biliminin yaklaşık iki yüzyıldır içine düştüğü “sınıflandırma” saplantısı, önce organ sistemlerinin sınıflandırılmasıyla başlamış, sonrasında hastalıkların da organ sistemlerine göre sınıflandırılmalarına neden olmuştur. Oysa tıbbın temelini oluşturan propödetik, belirtilerden yola çıkarak bir tanıya gitmeyi amaçlar. Bu anlamda baktığınızda hastalıklardaki belirtiler aslında birbiriyle alakasız görünür. Mesela grip sadece bir sistemi tutmaz, birden fazla sistemde belirtilerle seyreder. Gripte ana belirtiler solunum sisteminde hapşırma, burun akıntısı ile başlarken, tablo daha sonra genel bir kırıklık hali, kas ve eklem ağrıları, halsizlik ve iştahsızlık gibi belirtilerle seyreder. Dolayısıyla aslında “hangi gerekçeyle olduğu bilinmeyen”, ama birden çok sistemi etkileyen bir tablo söz konusudur. Okumaya devam et Biyolojinin mantığının açıklanmasında “işlemsel benzerlik” neden önemlidir?

Bıktım baba, ben bu durumdan gerçekten bıktım

Baba, sen de bilirsin, bizi “atıl kurt” diye yetiştirdiler; Orta Asyalardan gelmiş ceddimiz, Sakarya’lardan Dumlupınar’lardan geçmiş; Atamız cumhuriyet de kurmuş. Ama hayatın keyfini sürmesini bir türlü becerememiş, işte belki ben de bu yüzden çok sıkıldım. Nedir alıp veremediğimiz, metroysa metro, özgürlükse özgürlük, siyasetse siyaset, ibadetse ibadet. Velakin madem hendekse hendek, “neden fezlekeyse fezleke de olmasın” diye düşünmezler, hakikaten daraldım. Okumaya devam et Bıktım baba, ben bu durumdan gerçekten bıktım

Bitki kökü ve kalın bağırsak benzerliğinin irdelenmesi

İşlemsel benzerli konusunda verdiğimiz “bitkinin kökü ve kalın bağırsak” örneğinin gerçekten irdelenmeye değer olup olmadığı aslında sizin tarafınızdan belirlenmelidir. Zira bir düşünce biçimini ortaya koyanlar onun mutlak gerçeklik olduğunu iddia edemezler. İddia ancak üçüncü kişiler tarafından değerlendirilip, mevcut tanıma (duruma) üstünlük gösterdiği kabul edilirse yeni geçerli paradigmaya dönüşür. Şimdi bu çıkarıma eriştiren düşünce silsilesini karşılaştırmalı biçimde sunalım: Okumaya devam et Bitki kökü ve kalın bağırsak benzerliğinin irdelenmesi