Skip to main content
Kimera (Resim http://vignette2.wikia.nocookie.net/dragonsdogma/images/0/06/Chimera01.png/revision/latest?cb=20120615060217 adresinden alınmıştır)

Tıbba “anlam” temelinde bakmak açıklamayı değiştirir

Tıpta modelleme ciddi bir sorundur, bunu sık sık ifade ediyoruz. İnsanın içine doğduğu ve bugün artık molekülünün detayına kadar inceleme becerisine sahip olduğu biyolojik sistemi, yani yaşayan canlıları anlaması olasılığı ise çok düşüktür. İnsan görebildiklerini bu nedenle kendi yapabildiklerine (motor, boru vb.) benzeterek açıklar. Oysa meselenin felsefi kısmı daha derindir. Meme örneğini vererek açıklamaya çalışalım, meme erkeklerde de bulunan, ama dişilerde süt verme özelliği gösteren bir dokudur. Bu doku dişinin adet döngüsünden, ama memelilerde özellikle hamilelik halinden etkilenir. Bebeğin anneden ayrılmasıyla birlikte süt salgısı başlar. İlk salgıya kolostrum adı verilir, süte çok fazla benzemez, büyüme faktörleri ve bağışıklık moleküllerinden çok zengindir. Süt bundan sonra gelmeye başlar. Felsefi soru ise şudur: “Meme dokusu annededir, ama işlev olarak yeni doğanın beslenmesini sağlar. Bu durumda meme kime aittir, anneye mi bebeğe mi?” (daha&helliip;)

Resim: Pera Venedik Sarayı, http://www.tas-istanbul.com/portfolio-view/tophane-venedik-sarayi/ adresinden alınmıştır.

Venedik Sarayı’nda, çikolatanın peşinde…

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u alması bir fetihten çok vuslatı, yani ”kavuşmayı” anlatır. Roma’nın başkenti İstanbul hem Anadolu’dan hem Rumeli’den komşu devlet konumundadır. Vuslat olup, gün geldiğinde, komşuluk yerini bir iç içe geçmeye bırakır. Dolayısıyla yeni konum kolay kabullenilir, ticaret başta olmak üzere, ilişkiler sürmeye devam eder. Dönemin Avrupa ticaret merkezi aslında Venedik’tir, ortada henüz bugün İtalya olarak adlandırdığımız bileşik devlet yapısı yoktur, Venedik gerek ticari, gerekse siyasi ilişkilerin merkezidir, İstanbul’daki temsili de “balyos” üzerinden sağlanır, Balyoslar Venedik’in İstanbul’daki resmi temsilcisidir, çevirmenlerinden danışmanlarına çok önemli bir görevi ifa ederler (1). (daha&helliip;)

Resim http://broccolicity.com/wp-content/uploads/2017/04/brain-and-tree-shutterstock_96225641-2.jpg adresinden alınmıştır.

Algı / kanaat nasıl değiştirilebilir?

Tıbbın algı dinamiğinin çok zor değişmesinin nedeni, daha önce sık sık dile getirdiğimiz gibi, “içine doğulmuş sistem” olmasıdır. İnsan içine doğduğu, yani bilinçsiz olarak yola çıktığı bir dinamiğin nasıl işlediğini kolay anlayamaz, anlayamadığında da kendi yaptıklarıyla örneklemeye çalışır. Kongreler mevcut algı üzerine kuruludur, doktorlar bunu temel alırlar, hastalar ve toplum algısı da buna göre şekillenir.

(daha&helliip;)

Resim http://www.abc.net.au/radionational/image/5768676-3x2-700x467.jpg adresinden alınmıştır.

Tıbbın algı / kanaat dinamiği çok zor değişir

Toplum başta tıp olmak üzere biyolojik bilimleri “pozitif bilim” kapsamında kabul etmek eğilimindedir. İşin kötüsü bu düşünceye en çok da doktorlar inanır. Oysa tıp pozitif bilim olmanın başlıca gereksinimi olan “tekrarlanabilir olmaktan” hayli uzaktır. Örneğin hastalıkların tedavisinde bir yaklaşım (cerrahiyi bir kenara koyacak olursanız) her zaman aynı sonucu vermez. Mesele kanser olduğunda patologların “aynı” tanı grubuna soktukları hastaların hepsi benzer seyretmez. Hatta aynı kişi aynı tedaviye iki farklı zamanda aynı yanıtı vermez, bir keresinde işe yarayan diğerinde yaramayabilir. (daha&helliip;)

Resim: Brexit oylamasının seçim kağıdı (katılanlar ya da bilenler varsa lütfen doğrulasın)

Referandumda renkler neye göre belirlendi?

Algı konusunda yazmaya başlarken amacım belirttiğim gibi “günlük yaşamda yerleşmiş olan algının” nedenlerinin irdelenmesiydi. Ancak renklerin algıdaki önemini örneklemek amacıyla verdiğim referandumdaki seçeneklere çok fazla yorum geldi. Bu yazının amacı ise referandumun neden öyle ya da böyle sonuçlandığı, seçmenin kararının politik yorumu gibi çıkarımlar değildir. Yazının amacı 16 Nisan Anayasa Değişikliği Referandumu gibi “iki seçeneğe indirgenmiş” karar bildirimlerinde renk kullanımının zorluğunu, daha doğrusu olanaksızlığını tartışmaktır. (daha&helliip;)

(Resim http://st.depositphotos.com/1408467/2168/v/950/depositphotos_21682129-stock-illustration-background-with-foam.jpg adresinden alınmıştır)

Algı / kanaat oluşumunda köpük dinamiği

Algı günlük yaşamda sık kullandığımız, insanların beklenmeyen tepkilerini açıklamada başvurduğumuz, ama gelin görün ki pek de anlaşılamamış kavramlardan biridir. Algıdan bizim algıladığımız, insanlarda oluşan yüzeysel kanaattir. Bu kanaat (fikir), konunun detaylı irdelemesi yapılmaksızın “sevdim / sevmedim”, “beğendim / beğenmedim” ya da “evet / hayır” gibi iki kutuplu biçimlenir. Kanaatte göründüğü kadarıyla üçüncü bir kutup bulunmaz, dahası “kanaat” nedensellik gerektirmeyen bir ifadedir. Kişi bunun arkasında yatan gerekçeleri kendiyle tartışmaya başladığı zaman algı tam aksi yönde de değişebilir, ilk kanaat geçerliliğini yitirip, diğer tarafa dönebilir, “kandırılmışız” şeklinde çocuksuluğunun arkasına sığınan mazeret beyan eder (“kanmışız” değil, “kandırılmışız”). (daha&helliip;)

Resim: Kuşta “crest” yapısı (Kaynak: https://en.wiktionary.org/wiki/crest#/media/File:Balearica_regulorum_portrait_3.jpg)

Ekose düşüncenin anayasa ile ilişkisi

Önceki üç yazı ile tartıştığımız “dokunun ekose hali” düşüncesinin özeti şudur: Gelişmekte olan embriyo aslına karında sindirim tüpü ve sırtta da sinir tüpü olarak gelişmeye başlar. Bu iki tüpün birbirlerine uzunlamasına temas hattının yanlarından gelişen mezoderm ise kas ve kemik gibi dokuları meydana çıkarır. Ne var ki bu dokular kendi başlarına kaldıklarında biçimsiz kütle yığınlarına dönüşecektir. Oysa sinir tüpünden kaynaklanan nöral krista hücreleri bir göç gerçekleştirerek bu şekilsiz kas-kemik yığınını biçimlendirir, kas kirişleri, kalbin kapakçıkları, beş duyu gibi bütün işlevsel özelliklerin ortaya çıkmasını sağlar. “Ekose desen” ile anlatmak istediğimiz budur, böylelikle sinir sistemi istemli bütün kaslara bütünüyle, istemsiz olanlara da düzenleyici biçimde hakim hale gelir. Örneğin mimik kaslar olarak adlandırdığımız yüz kasları, eller, kollar ve daha az olmak üzere bacaklar bu kontrol altındadır. Böylelikle kişinin hissiyatının ne olduğu özellikle yüzüne yansır, “el-kol hareketi yapma” dedirtecek kadar kendini hissettirir. İstemli kasların aksine, nöral krista daha çok kişinin ruh halini yansıtan kas gruplarını kontrol eder. (daha&helliip;)

yks_5.4.2017 135710 (Medium)

Ekose düşünceden “kimerik” biçime

İnsan vücudunun “ekose” özellik göstermesi bazı hastalıkların, daha doğrusu sendromların açıklanmasında önemlidir. Sendrom “belli belirtilerin birlikte göründüğü (yani ekose desen oluşturduğu) tablolardır”. Örneğin Marfan sendromu dediğinizde göz merceğinin yerinden çıkması, kalp kapakçıklarının gevşek olduklarından kan kaçırmaları gibi birbiriyle alakasız görünen değişiklikler bütünü ifade edilir. Hastanın dış görünüşü de ayırt ettirecek kadar karakteristiktir. İşte ekose sistem mantığı açıklanamamış bu belirtiler bütününe ışık tutar. Özelleşmiş dokular, daha genel olanların birbirini etkilenmeleriyle ortaya çıkar, aynen sıralı bir deste kartın belli bir mantıkla karılması sonrası dağılımın ne olacağı tahmin edilebilirse, bu düzenleme de nihai biçimin ne olacağını öngörmeye olanak tanır. (daha&helliip;)

yks ekose 29.3.2017 090730 (Medium)

Ekose sistemin işleyiş prensipleri

Ekose (tartan) özgün renklerde, paralel ya da birbirine dik kesen çizgilerden oluşan desenlerdir. Çizgilerin tek başlarına bir anlam taşımamalarına karşılık, ekose form karakteristik biçimi verir, dolayısıyla desenler çıkış yerleri olan İskoçya’da belli klanların ifadesine dönüşür. Vücudun ekose hali derken ifade etmek istediğimiz budur. Aslında hiçbir doku tek bir biçimsel özellik göstermez, başlangıçta ayrı olsalar da nihayetlerinde birbirinden farklı dokuların bileşiminden oluşur. Bu biçimlendirici öğenin ne olduğu uzun süre düşünülmüş, sonunda sırttaki sinir sisteminin hemen komşuluğunda gelişen “crista neuralis” (sinir ibiği) adı verilen hücrelerin biçimlendirmeyi yaptıkları sonucuna varılmıştır. Bu hücreler ileride beyin ve omuriliği geliştirecek sinir tüpünden göçerek nihai yerlerine vardıklarında çevre dokuyla etkileşime girerler ve biçimi ortaya çıkarırlar. Ortaya çıkan biçim ise kısmen benzer, ama başlangıçlarının sinir dokusu olduğu düşünüldüğünde karmaşıktır. Örneğin yüzdeki mimik kaslar, kafatasının tabanı, kalbin kapakçıkları, sindirim sisteminin sinir ağı, tene rengini de veren melanositler gibi pek çok hücre ve doku nöral kristanın vücuda göçü sayesinde ortaya çıkar. (daha&helliip;)

yks_ 22.3.2017 091848 (Medium)

Vücudun ve dokuların “ekose” hali

Bu yazıların temel amaçlarından biri insan vücudunun işleyiş ilkelerinin anlaşılmasıdır. Bizim bir organı anatomi, çerçevesinde yapısal olarak betimlememiz ya da işleyişinin genel kurallarını bilmemiz sistemin nasıl çalıştığını anlamamızı sağlamaz. Aslında sistemin nasıl çalıştığının anlaşılması da mümkün olmayabilir. Bazı durumlarda açıklanamayan bir kanaat vardır, ama betimlenemez. Yine de bazı genel bilgileri yeniden gözden geçirmek olasıdır: (daha&helliip;)