Skip to main content
yks_olagan_supheliler

Londra ve şeker; olağan şüpheliler, şirketler ve endişeler

Bu hafta, Uluslararası Şeker Organizasyonu’nun (ISO) 25. (gümüş) yıldönümü toplantısından söz edeceğiz. Bizim şeker endüstrisiyle tanışmamız bundan beş yıl öncesine dayanır. “Hastalıklar artmaktadır, Pubmed olarak adlandırılan “bilimsel veri tabanı” şekerin hastalıklarla ilişkili olabileceğine dair çalışmalar sunmaktadır. Sanılanın aksine bunlar iyi planlanmış ve meşakkatli bilimsel araştırmalardır. “Her şeyin aynı kaldığı” varsayımı içerisinde şeker de bu nedenle “olağan şüpheliler” konumuna pek güzel yakışır.” (daha&helliip;)

Resim: Evde sirke yapımı (http://blog.emergencyoutdoors.com/how-to-make-homemade-vinegar/ adresinden alınmıştır)

Mayalanma sistemlerinde yıllanma ile ortaya çıkan değişiklikler

Geçen hafta genel olarak anlattığımız mayalanma ürünleri dikkate alındığında sirke farklı özellikle gösterir. Sirkede de mayalanma işlemi içerikteki şekeri kullanarak önce alkol oluşturur, ardından bu da ortadan kalkarak asetik asit denen sirkenin karakteristik bileşeni meydana gelir. Ama esas tılsımlı durum bundan sonra başlar. Asetik asit bakterileri ortam içerisinde selüloz denen molekülleri sentezlemeye başlar. Bunlar mayalanma haznesinin yüzeyinde toplanarak sirkenin anasını oluşturur. Ne var ki buradaki selüloz yapısı bitkilerdeki selülozdan farklıdır. Eğer kurulan sirke çalkalanırsa ana içeriye yayılarak bulanık bir görünüm yaratır, çalkalanmazsa yüzeyde tabaka oluşturur, tabaka olgunlaşma sürdükçe kalınlaşır, yani sirke aslında canlı bir sistemdir. Pratik olarak bütün meyvelerin sirkesi kurulabilir, hatta gül yaprağı gibi çok narin dokularının sirkesini de kurmak mümkündür, dolayısıyla bütün sirkeler birbirinden farklı özellik gösterir. (daha&helliip;)

Resim: Bir mayalanma ürünü olarak boza (Vefa Bozacısı)

Mayalanma dediğimiz şey nedir?

Biz her ne kadar basite indirgesek ve keskin sınırlarla ayırmaya çalışsak da, mayalanma (fermantasyon) beslenmede tahmin edilenden çok daha önemli bir yer tutar. Tıp genel algı olarak sindirim sisteminin kalın bağırsakların üzerinde kalan ağız, mide ve ince bağırsaklar bölümünü “değirmene” benzetir, yani “besinler öğütülerek ya da kimyasal yollarla yapı taşlarına ayrılır ve emilir, posa da kalın bağırsaklara gelir” yakıştırmasında bulunur. Bu benzetme tamamen hatalı değildir, ancak besin bileşenlerinin önemli bir bölümü bütünüyle yapı taşına ayrılmadıkları gibi, esas biyolojik etkileri bileşik formdayken ortaya çıkar. Ne var ki beslemenin esas karmaşık biçimi kalın bağırsaklarda gerçekleşir, çünkü kalın bağırsak sıra dışı bir mayalanma ortamı sunmakla kalmaz, gıdaya ve olasılıkla ortama ilişkin bir enformasyon aktarımını da sağlar. Kalın bağırsaktaki mayalanma burada yaşayan ve genel olarak anneden alınan bakterilerin biyolojik becerisinin bir sonucudur, ama önemli bir kısıtlılığı da vardır, “zaman”. Zira gıdanın sindirim sisteminden geçiş süresi bellidir, ortalama 24 saat olduğunu varsaysak bile, bunun dörtte üçünün kalın bağırsakta olması mayalanmanın nihai biçimleri açısından yeterli değildir. (daha&helliip;)

yks-9-11-2016-083035-medium

ABD’de veri bol, ama analiz becerisi yok; o halde “etiketi değiştirelim”

ABD ile Türkiye arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi hedefiyle her yıl düzenlenen ATC (The Amerikan-Turkish Council) Konferansları’nın 35’incisi, 30 Ekim – 1 Kasım 2016 tarihleri arasında Washington’da gerçekleştirildi. Etkinliğin ikinci gününde “Türkiye’nin Gıda Endüstrisi’ndeki Trendler ve Fırsatlar” başlıklı bir açık oturum düzenlendi. Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Başkan Vekili ve Nişasta ve Glikoz Üreticileri Derneği (NÜD) Yönetim Kurulu Başkanı Rint Akyüz, moderatörlüğünü üstlendiği oturumun açılışında bilgi vererek sağlıklı beslenmeyi “dengeli ve yeterli beslenme” olarak tanımladı. Akyüz şeker konusunda çok fazla bilgi karışıklığı olduğunu ve bunun düzeltilmesi gerektiğini vurguladı. (daha&helliip;)

yks_drone

Türkiye – Amerika ilişkilerine yeni bir yön lazım

Amerika Birleşik Devletleri – Türkiye ilişkilerinin görüşüldüğü toplantıların (American Turkish Council) 35’incisi Washington’da gerçekleştirildi (35th Annual Conference on U.S.-Turkey Relations, 30 Ekim-1 Kasım). Bu tür toplantıların bir görünen bir de arka planda gerçekleşen iki ayrı amacı bulunuyor. Oturumlar görünen amaçların gerçekleştirilmesi için vesile oluşturuyor, ancak esas görüşmeler arka planda, yani lobide, kokteyllerde ya da akşam yemeklerinde gerçekleşiyor. Bu nedenle toplantının ana hatlarını iyi okuyabilirseniz, en azından bir yıllık süreçte gerçekleşecek olayları tahmin etme şansını elde ediyorsunuz. (daha&helliip;)

yks_26-10-2016-085400

Salaklar Sofrası (Le Dîner de Cons, ABD Başkan seçimlerine bir gönderme)

Özgün adı Le Dîner de Cons olan Salaklar Sofrası,  Francis Veber’in 1992 tarihli oyunundan 1998’de sinemaya aktardığı bir güldürü filmidir. Eser aslında bir tiyatro uyarlamasıdır, ülkemizde orijinal film olarak gösterilmesinden öte, tiyatro eseri olarak defalarca sahne almıştır. Bir şehirlerarası otobüs yolculuğu sırasından tesadüfen izlediğim bu film aslında hepimizin durumunu başarıyla yansıtmaktadır: “Pierre Brochant (Thierry Lhermitte) Paris’te yaşayan başarılı bir yayıncıdır. Hayatta her şeye sahip olmuş bu yakışıklı yayıncı, kendisi gibi üst sınıftan seçkin arkadaşlarıyla birlikte golf oynamak, şık ve görkemli davetlere katılmak gibi olağan burjuva alışkanlıklarından bıktıklarından farklı bir oyuna dadanırlar: Beş arkadaş her hafta çarşamba günü gözlerine kestirdikleri ve “salak” olarak nitelendirdikleri beş zavallıyı aralarından birinin evine yemeğe davet ederler. Kendilerine göre basit ve akılsız buldukları bu insanlarla ince ince dalga geçerler. Davetliler ise seçkin bir yemeğe davet edilmelerinin nedenini kendi üstün özelliklerine yorarlar, aslında kendileriyle dalga geçildiğini asla anlamazlar. Gecenin sonunda konuklar yollandığında “haftanın salağı” seçilir. (daha&helliip;)

yks_26-10-2016-085400

The Dinner Game (Le Diner de Cons, a criticism for US elections)

Le Dîner de Cons (The Dinner Game) is a comedy film adapted from Francis Veber’s 1992 theater and transferred to the cinema in 1998. His works Turkish adaptations have been performed many times in our country, as the original movie: “Pierre Brochant (Thierry Lhermitte) is a successful publisher who lives in Paris. This handsome publisher had everything, playing golf with the upper class elite friends, like himself, stylish; but they haunt a different game because they get bored of the usual bourgeois habits. Five friends find every week Wednesday an “idiot” and invite them to dinner in someone’s home and make fun. Although the guests think they have been invited to an exclusive dinner because of their extraordinary interesting features, they never actually understand the truth. In the end of the evening, when the guests sent, “idiot of the week” is selected. (daha&helliip;)

tyks19-10-2016-084135

Doktrin dediğin nedir ki, biraz mantıklı saçmalamaya bakar

Doktrin sözlüklerde “bir konudaki bilgi ve dogmalar bütünü” olarak tanımlansa da, tanım kelimenin anlatmak istediği açısından yetersiz kalır. Doktrinde ifade edilmek istenen “ancak belli bakış açısıyla anlaşılan genel – geçer – işler kurallar” manzumesidir. Örneğin elmaların daldan koptukları zaman yere düştüklerini herkes bilir, ama “yeryüzünün elma dahil bütün cisimlere bir çekim uyguladığı düşüncesi” ile bakıldığında yerçekimi kavramı doğar, lakin bir açıklama biçiminin ötesine geçmez. Bu çekimin kurallarının konması, yani Newton Kanunları olarak bildiğimiz matematikselleştirme mevcut durumun öngörülebilir, hesaplanabilir hale gelmesini sağlar. Kuralın doktrine dönüşmesi ise “bütün cisimlerin kütleleri ile ilişkili bir çekim oluşturduklarının” anlaşılmasıyla olur. Zira artık ortada herkesin gördüğü bir durumun matematikselleştirilmiş biçimi değil, bilinen evrendeki genel kaidesi bulunmaktadır. Hattı zatında kaide bile kuraldan farklıdır, düşünceye zemin oluşturmasıyla ayrılır. (daha&helliip;)

Resim: Embriyonun gelişimi (https://en.wikipedia.org/wiki/Human_embryogenesis adresinden alınmıştır)

Likenlerin anlattıkları, bir kere olan neden bir daha olmasın?

Bilim ne yazık ki bazen ana akım güzergahlarına takılır, çok daha ilginç olan ve model oluşturabilecek diğer alanları dikkatinden kaçırır; likenler de bu alanlardan biridir. Zira işlev ve şekil olarak tamamen farklı alg ve mantar gibi iki canlı grubunun “biçimli” birliktelikler oluşturabilmesi herhangi bir moleküler mekanizmanın açıklanmasından çok daha ilgi çekicidir. Bilimde genel geçerli bir kural da “bir kere olabiliyorsa, yani böylesi de mümkünse, neden diğerleri için de bir açıklama oluşturmasın” düşüncesidir. Buna karşılık liken gibi bir uç formun memelilere uyarlanması sıkıntılıdır, beri yandan imkansız da görülmemektedir. (daha&helliip;)

yks_5-10-2016-084308

Liken denilen “bileşik” canlı formları

Yeryüzü aslında bizim tahminimizden çok daha fazla ilginç yaşam biçimi barındırır. Bunların bir kısmı yaşam koşulları açsından ilginçtir, yani ortalama canlıların yaşayamayacağı ortamlarda, mesela volkan ağızlarında, çok derin sularda vb. yaşamlarını sürdürürler. Bir kısmı bizi şaşırtacak beceriler sergilerler, mesela yarasalar sesle yön bulabilirler. Ama bunlardan fazlası da vardır. Likenler başlı başına birer canlı biçimi olmayıp, mantarlar ve fotosentez yapma becerisi olan alglerin (yosun) birleşiminden oluşurlar. Ne var ki ortaya çıkan canlı (liken) ne mantara ne de alge benzer, bambaşka, ama karakteristik bir biçim gösterir. Likenler kabuksu, dalsı ya da dikensi olabilir. Dolayısıyla ortaya çıkan yeni yaşam formu sınıflandırılamadığı gibi, daha önce çok sık tartıştığımız “canlının formunu neyin belirlediği” kavramına da ışık tutar. Anlaşılan form mantar ya da algin genetik yapısı ile belirlenmemektedir, zira aynı likenler (yani aynı mantar-yosun birliktelikleri) farklı coğrafyalarda farklı farklı formlar oluşturabilir. Velhasıl likenler şekil ve yaşayış bakımından kendilerini oluşturan alg ve mantarlardan tamamen ayrı bir yapı gösterirler. (daha&helliip;)