Skip to main content

“Varsayıma dayalı tıp” hasta olmayanı da hasta eder

Benim naçizane edindiğim deneyim onkoloji alanında iki ayrı hasta türüne işaret eder. Bunların ilkinde bir şekilde saptanan (ele gelme, tarama vb.) tümör vardır, ama hastada herhangi bir şikayet (ağrı, iştahsızlık, kilo kaybı, halsizlik vb.) yoktur. İkinci grup ise bu saydığım belirtileri gösteren gerçek hastalardır, yani gözlenebilir bir sorun yaşarlar ve kapsamlı bir tedavi yaklaşımını gerekebilir. […]

Devamını Oku

Tıpta “valuasyon” (değerleme) sorunu: Her tümör mutlaka kanser mi olur?

Tıpta görüntüleme tetkikleriyle şikayet oluşturmayan ve belirti vermeyen bir durumun saptanması aslında sorunludur. Bu sorun karşımıza daha çok kontrol amaçlı taramalarda çıkar. Bir durumun (hastalık diyemiyoruz) görüntüleme yöntemleriyle taranıp saptanması, bir sonraki aşamada örnek alma (biyopsi ve patolojik inceleme) ile doğrulanır; buna “onaylama (validasyon) denir. Dolayısıyla durumun kanser olup olmadığını aslında patoloji söyler. Ne var […]

Devamını Oku

Tıpta validasyon (onaylama) sorunu: Taramayla bulunanlar gerçekten ölümcül müdür?

Tıp mesleği uygulamalarının teknoloji zemininde geliştiğini, ama hekimlik nosyonunun ortadan kalktığını sık sık yazıyoruz. Bu durum daha çok görüntüleme alanında ortaya çıkıyor. Örneğin yeni bir görüntüleme yöntemi kullanıma giriyor ya da bilinen bir görüntüleme yönteminin kullanım alanı genişliyor. Bu durumda önceki “klasik” yöntemlerle görüntülenemeyenler de görünebilir hale geliyor.

Devamını Oku

“Epeydir canımı sıkıyorsunuz sizi takip etmeyi bırakıyorum”

Türk Dil Kurumu sözlüğü “canını sıkmak” sözünü “sözlerle veya davranışlarla kişinin neşesini kaçırmak, huzurunu bozmak” olarak tanımlar. Yani “canını sıkmak” karşılıklı bir ilişki söz konusu olduğunda geçerlidir. Günlük yaşamda karşılaştığınız iğnelemeler, laf sokmalar, kinayeli konuşmalarla biri haklı ya da haksız neşenizin kaçmasına neden olabilir.

Devamını Oku

Nuray Mert’in Cumhuriyet’teki köşesi neden boş kaldı?

Doğrusu ilk duyduğumda pek bir şey ifade etmedi, “Nuray Mert’in Cumhuriyet gazetesindeki yazılarına son verildi” diyordu köşe yazarları. Damdan düşenin neden düştüğü bilinmez, olabilir dedim, bu zamanda ‘vakayı adiye’dendir. Lakin sonra tartışma sürünce, gazetenin köşe yazarları cephelerine çekilip savunma verince okumam farz oldu. Nuray Mert’in Cumhuriyet Gazetesi üzerinden konuşan kalemi iki yazısı nedeniyle susturulmuştu. İlki […]

Devamını Oku

Gündem denen kavram nasıl oluşur?

Alternatif söylem, söylem sahibinin duruşu, medyanın bunu yansıtışı, bilinirlik ve takipçilerin oluşumu dinamiğini geçtiğimiz iki yazıda aktarmaya çalıştık. Konuyu irdeleyen bu son yazıyı lütfen kendi adınıza da okuyun, yani mesele sadece büyük ölçekte bilinir olmakla ilişkili değildir, toplum içinde (mahalle, okul, cemiyet vb.) bilinir olmanın herhangi bir biçimine de kolaylıkla adapte edilebilir, özellikle de siyasete…

Devamını Oku

“Dünya tersine dönse vazgeçmem. Gökteki güneş sönse vazgeçmem…”

Önceki iki yazıda “herkesi ilgilendiren beslenme gibi bir konuda görüş beyan edip, bunu adabıyla savunanların” yaşayabilecekleri sorunları anlattık. Ancak toplum içinde bilinir olmak, o kişinin kendinden kaynaklanmayan sorunlar da doğurur. Herkesi ilgilendiren bir konuda görüş bildireni izleyenler aslında kendi içinde “homojen” ( aynı) değildir. Konu “ye ya da yeme” ikilemi olduğundan (boğaz davası) değer verip […]

Devamını Oku

“Geriye sadece bir kişi kalacak!”

Medya kanalları aracılığıyla tanınmaya başlayan simanın kazandığı bilinirlik, dış dünyada, yani sokaklarda, AVM’lerde de onu takip etmeye başlar. Yerleşik (akademik) genel görüşten farklı bir şey söyleyen kişi, söyleminin arkasında durabiliyorsa ister istemez reyting alır. Bu noktada aslında kişilik özellikleri de belirleyicidir, yani tartışma şekli, kendine has sevimliliği vb. etkenler onu genelin içinde daha seçilir ve […]

Devamını Oku

“Sev dedi gözlerim…”

Bu satırlarda daha çok bilimsel konularda yazıyoruz, doğrudan tavsiyelerde bulunmuyoruz, politikaya ise neredeyse hiç girmiyoruz. Bilimsel konularda yazmak güzel şeydir, ancak toplumdaki beklentiyi genellikle karşılamaz. Bu durum günümüze özgü değildir. Bilim aslında meraktan kaynaklanır, ama iki amaçla yapılır; ya önünüzde çözmeniz gereken ya da iyileştirilmesi gereken bir durum vardır, siz bunun üzerinde çalışırsınız. Bir hastalığın […]

Devamını Oku