Skip to main content

Televizyon yayınları nasıl gelişti?

Geçen haftaki yazının görselini Kaçak dizisinden seçmemiz nedensiz değildi. Kaçak Türkiye’de uzun süre ilgiyle izlenen yabancı dizilerden biri olarak hayatımıza girdi. Küçük Ev, Uzay Yolu, Görevimiz Tehlike ya da Komiser Kolombo gibi diğer yabancı dizilere benzer olarak her bölümünde ayrı bir konuyu işlese de, Kaçak kaçmayı sürdürdü. Günümüz dizilerinin, özellikle yerli yapımlarının aksine, gerçek bir […]

Devamını Oku

Televizyon denen sihirli kutu

Medyanın yaşamımızı belirleyen önemli unsurlardan biri olduğunu ileri sürsek sanırım çok fazla çelişkili bir iddia olmayacaktır. Ülkemizde çok değil, bundan yaklaşık otuz yıl önce televizyonun etkinlik alanı genişlemeye başlar. Bu genişleme kuşkusuz kanal sayısının artmasıyla ilişkilidir. Benim çok fazla kanallı yayın konusundaki ilk kişisel deneyimim 1994’te kısa bir ABD gezisine dayanır, yüzlerce kanalın olduğunu görmek, […]

Devamını Oku

Göz dıştan içe açılır, ama görme içten dışa olur

Geçen haftanın nihai sorusu “göz içeriden dışarı mı, yoksa dışarıdan içeri mi açılmaktadır?” şeklinde belli derecenin ötesinde bir felsefe gerektirse de, aslında çaprazlaşma meselesi pratik açıklamaya gereksinim duyar. Bu bilimin betimlediği, ama felsefenin yeterli kalmadığı bir durumdur. Nihayetinde görme yollarının iç kısmı çaprazlarken dış kısmı çaprazlamaz. Arada açıklamaya çalıştığımız gibi, her iki görme alanının kendi […]

Devamını Oku

İlim / bilim algısı nasıl kurulur?

Geçen haftaki yazıda geçen ilim / bilim ikilemine “aslına birbirlerinin farklı dillerdeki karşılıklarıdır” şeklinde bir açıklama gelince konunun daha karmaşık bir başka örnekle geliştirilmesinin yerinde olduğu sonucunu ilettim. Aslında görünen ve görünenin yorumuyla ilgili bu duruma yerinde bir örnek, henüz çözümlenememiş bir organ olan gözden çıkar. Gözün ne olduğunu açıklamanın bilmem ne kadar gereği var, […]

Devamını Oku

İlim ve bilimde algılama becerisi nasıl yitirildi?

Bilim ve ilimin farklı kavramlar olduğunu sık sık vurgulamamızın nedeni iki kavramın karıştırılmasıdır. Bilim bir şeyin bilinmesi durumudur, yani olay açıktır ve bilgi düzeyine erişmiştir. İlimde ise açık olan bir şey yoktur, gözlemlerden hareketle büyük çıkarımlar ortaya konur. Genel örneği yeniden dillendirelim, elmanın düşmesi “durum”dur. Bunun bırakılınca düşeceğinin bilinmesi, hızının zamana karşı hesaplanması yine bilimdir. […]

Devamını Oku

Bilimsel tutukluğun açıklanmasında anahtar-kilit örneği

Bilimsel gelişmenin orijinal düşünce geliştirmesi aslında “kale ya da yale” anahtar mantığına benzemez. Kale anahtar genellikle odalarda kullanılan basit dişler içerir, eksen dişlerin karşılıklarının sabit olması mantığına bağlıdır. Yale anahtara ise anahtarın ayrıca eksensel girintileri, daha sık ve değişken yivleri vardır. Bu sistem açmayı sağlayacak uygun pozisyonu çok daha yüksek bir kombinasyona sokar, dolayısıyla ekseni […]

Devamını Oku

Yaşam sürprizlere açıktır, yeter ki algınız açık olsun

Bilim dogmanın sorgulanması üzerine kuruludur. Oysa varlığını her zaman sürdüren dogma, “işte yeni bilim budur” diye öne sürülen ve coşkuyla karşılanan yeni algıyı kısa sürede ele geçirir. Mesela bilimde asıl olan bulgudur, ama “ölçülebilir” olmasını ister. Kanıt diye bir kavram aslında hiç olmasa da, “ölçülebilir değişkenlik” kanıt olarak kabullenilir. Oysa ilimde esas olan algıdır, yani […]

Devamını Oku

Bilim nasıl ilerler: İki aşamalı antibiyogram örneği

İlim ya da bilimde tek dogma vardır, o da düşüncelerin değişime açık olduğudur. Bununla birlikte düşünce değişikliği nadiren çok kolay gerçekleşir, çünkü öncesinde yerleşmiş olan düşünce dogmayla sonuçlanır. Bunun iyi bilinen örneklerinden birini yeniden hatırlatalım. Uzak deniz seferlerinin başladığı keşifler döneminde tayfalar iskorbüt denen hatalıkla karşılaşırlar. Uzun süre denizde olmak gerektiğinden taze sebze ve meyve […]

Devamını Oku

Bilimsel düşüncenin değişiminde dostluğun önemi

Biz üç boyutlu bir koordinat sisteminin varlığı üzerinden eğitim alırız. Üç boyutlu uzayda herhangi bir yerin tarif edilebilmesi, üç boyutlu yönlendirmeyi zorunlu kılar. Aslında bu sistem bile üç boyutlu değildir, bir noktanın tarif edilebilmesi için erişimin başlangıcını bilmek gerekir, bu da sıfır noktasıyla anlatılır. Sıfır olmadan üç boyutlu konum tanımlanamaz. Ama bütün koordinat sistemleri üç […]

Devamını Oku