Olağan şüpheli: Endüstri ve sosyolojinin “gaz ve supap” dinamiği

Olağan Şüpheliler (The Usual Suspects) aslında sinema tarihinin “yeni kara mizah” (neo-noir) akımının en iyi filmlerinden biridir. Günlük yaşamda ise, herhangi bir olay gerçekleştiğinde bunun faili olabilecek olası şüphelileri ifade eder. Kamuoyuna “olayın takibindeyiz” mesajını verebilmek için en önce bunlar toplanıp nezarethaneye atılır. Bu aslında toplumsal huzursuzluğun (kamuoyu vicdanı denir) yatıştırılmasının da ilk (ve genellikle tek) adımıdır, “kapsamlı soruşturma başlatıldı” ya da “jetlerimiz bomba yağdırdı” açıklamaları sık telaffuz edilen biçimlerinden sadece ikisidir. Okumaya devam et Olağan şüpheli: Endüstri ve sosyolojinin “gaz ve supap” dinamiği

Tıbbın endüstrileşmesi: Olağan şüphelilerin doğuş hikayesi

Tıbbın bugün bir çıkmaz sokağın içine düşmüş olması aslında şaşırtıcı değildir, ama bu sokak kör bir uçla sonlanmaz, bilakis kendi içinde geçişlerle (labirent) aslında devamlılık arz ettiğini düşündürür. “Tıp ilerlemekte, sürekli yeni bir şeyler bulunmakta, gelişmeler topluma müjdelenmektedir”. Oysa aslında elle tutulur fazlaca bir gelişme yoktur, olması da beklenmemelidir. Peki neden? Okumaya devam et Tıbbın endüstrileşmesi: Olağan şüphelilerin doğuş hikayesi

Kanser tedavisinde ilerleme yok, çünkü bu alandan ekonomik beklenti çok

Kanserin İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ABD’de birden ortaya çıkması kemoterapinin (medikal onkoloji) doğmasını sağlarken, DNA’nın yeni tanımlanmış olması da hem kemoterapinin hem de radyoterapinin etki mekanizmalarının DNA üzerinden olduğu kabullenmeleriyle sonuçlanır. Kemoterapi devletin araştırma kurumlarının da desteğiyle yaygın ve yoğun bir biçimde kullanılmaktadır. Ancak sonuçlar yine de beklendiği gibi gelmez. “Sekizi bir arada, dokuzu bir arada”, hatta “on üçü bir arada” gibi bileşik (kombine) kemoterapiler bile, hastaların yaşam süresi ortalamalarına dikkate alındığında elle tutulur bir başarı gösterememektedir. Ne var ki kemoterapinin ve radyoterapinin etki mekanizmasına ilişkin “hücrenin DNA’sını bozuyor” şeklindeki algı bir kere yerleşmiştir ve bir daha da bunun doğru olup olmadığına kimse dönüp bakmaz. Aynı şey olağanüstü artan hastalığın nedenleri için de söz konusudur, hastalık bir şekilde sigara ve alkol kullanımıyla ilişki göstermektedir, dolayısıyla kanserin başlıca nedenleri sigara ve alkol kullanımı olarak saptanır, buna sonraki 50 yıllık zaman kesiti içerisinde eklenecek olan diğer iki neden ise obezite (kilo fazlası) ve hareketsiz yaşamdır. ABD başta olmak üzere, İkinci Dünya Savaşı sonrasının endüstriyel gıda üretiminde yaşanan olağan dışı gelişmeler hiç dikkate alınmaz. Oysa özellikle tarımsal üretim olağanüstü bir kimyasallaşma göstermiş, pek çok tarım ilacı güvenli olup olmadıklarına bakılmaksızın kullanıma sunulmuş, civcivin antibiyotiklerle 40 günde 2 kilogram ağırlığa getirilebilmesi başarılmış, benzer üretim yaklaşımı sığırların etinin hormonlarla artırılması, yem alaşımlarıyla günde 40-50 litre süt alınması şeklinde olağanüstü karşılıklar bulmuştur. Toplum aslında neredeyse tamamen kimyasal beslenmekte, marketler uzun raf ömrü sayesinde kazançlı hale geçebildiklerinden, üretilen ürünler de aşırı işlemlerden geçirilerek ya da antibiyotik benzeri maddelerle bozulmaları engellenmektedir. Okumaya devam et Kanser tedavisinde ilerleme yok, çünkü bu alandan ekonomik beklenti çok

Kanser ve tedavisi konusunda neden bir ilerleme yok?

Bilimin neden ilerlemediğine ilişkin güncel örneklerden biri de kuşkusuz kansere bakış açısındaki tutukluktur. Aslında biyoloji ve kanser, her ikisi de fazlasıyla iç içe geçmiş kabullenmeler üzerine kuruludur: “Kanser yaşamımızı tehdit eden kontrolsüz hücre çoğalmasıdır, aslında bu vücudumuzda normal şartlarda da gerçekleşir, ama bağışıklık sistemi denen savunma ordusu tarafından ortadan kaldırılır”. Bu önermeler dizisinde “yaşamımızı tehdit eden kontrolsüz çoğalma” dışında kalan bütün kavramlar aslında bizim yakıştırmamızdır. Okumaya devam et Kanser ve tedavisi konusunda neden bir ilerleme yok?

Hastalıklar ve tedavileri konusunda neden hiçbir ilerleme yok?

Günümüzde kanser dahil pek çok modern zaman hastalığı “yeni” ortaya çıktıkları için nedenleri ve tedavi yöntemleri bilinmemektedir. Modern teknolojinin özellikle görüntüleme alanında kullanıma sunduğu olanaklar, detayın saptanmasında “yüksek çözünürlük” sunsa da, moleküler biyoloji yöntemleri kolaylıkla gen haritaları çıkarsa da, hastalıkların ortaya çıkışına dair elle tutulur açıklamalar (neden-sonuç ilişkisi, eski tabirle illiyet bağı) getirememektedir. Peki teknolojin sunduğu bunca yeni olanağa karşılık bir ilerleme elde edilemiyorsa sorun nerededir? Bu tutukluğun olası birkaç açıklaması bulunmaktadır: Okumaya devam et Hastalıklar ve tedavileri konusunda neden hiçbir ilerleme yok?

Bitkinin hayvanla benzerliği, uyum ve dengenin önemi

Bitkinin ve bitki tümörlerinin kanser için ne kadar geçerli bir model oluşturacağı elbette tartışmaya açıktır. Bitki ve hayvan birbirinden tamamen farklı iki canlı gibi düşünülmektedir, ama sistemlerin nasıl işlediğine bakıldığında reddedilemeyecek benzerlikler vardır. İnsan kalın bağırsağının aslında bitkinin köküne karşılık geldiği kabullenildiğinde bu işlemsel benzerlik için istenen anahtar da elde edilmiş olur. Ana hatlarıyla hatırlarsak: (1) Bağırsak bakteri örtüsü (mikrobiyota) kök küresinin içine çekilen bakterilere karşılık gelir. (2) Kök şekerli bileşikleri salgılayarak bakterileri besler, bağırsak da şekerli bileşikleri (müsin, mukopolisakkaridler) salgılayarak mikrobiyotayı destekler, sentez aradaki gri zonda gerçekleşir. (3) Bitkide sentezlenen maddeler meristeme ve buradan da bitkinin damar sistemiyle uçlara taşınır, aynı işlev hayvanlarda “karaciğerde” gerçekleşir. Dolayısıyla, “Biyolojinin mantığının açıklanmasında ‘işlemsel benzerlik’ neden önemlidir?” başlıklı yazıda yer alan “meristem neye karşılık gelmektedir” sorusunun yanıtı “karaciğer” gibi görünmektedir. Okumaya devam et Bitkinin hayvanla benzerliği, uyum ve dengenin önemi

Kanserde metastaz (koparak yayılma) kavramı ne kadar gerçekçidir?

Kanser ve metastaz kavramını geçen yazıya gelen yorumlar çerçevesinde irdelemeye devam edelim. Kanser bilimi (onkoloji) aslında 50-60 yıllık bir zaman dilimi içerisinde gelişmiştir. Paleontolojik bulgulara bakıldığında kanser tamamen yok değildir, en azından kemik tümörlerinin çok eskiden de var olduğuna dair bir takım kalıntılar bulunmuştur. Ancak hastalığın “salgın” şeklini alması ülkemizde son 20 yılın getirisidir. Biz bunda gıdanın birinci dereceden sorumlu olduğunu hem bu kronoloji, hem de gıdadaki değişimi fark ettikten sonra ileri sürdük. Ne var ki işin biyolojik boyutu bu saptamanın ötesindedir. Okumaya devam et Kanserde metastaz (koparak yayılma) kavramı ne kadar gerçekçidir?

Biyolojide modellemenin önemi: Memeliler bitkiye ne kadar benzer?

Biyolojik bilimlerde en önemli sorunlardan biri modellemedir. Modelleme mevcut bir durumun ne anlama geldiğini, benzerleri ve farklıları arasında nereye oturtulması gerektiğini söyler: (1) doğru modeli kurarsanız araştırma yapacağınız veri tabanı genişler, (2) doğru modeli kurarsanız neyin neye neden olacağını da kolaylıkla öngörebilirsiniz, dolayısıyla araştırmanızın bir yönü olur, daha az zahmetle daha geçerli çıkarımlara varabilirsiniz. Dolayısıyla doğru modelleme kurulması, hastalığın nedenlerinin anlaşılmasını ve tedavi yaklaşımlarının daha hızlı geliştirilmesini sağlar. Aksi takdirde önünüzdeki olasılıklar sonsuzdur ve siz de doğru sonucu bulana kadar debelenip durursunuz. Okumaya devam et Biyolojide modellemenin önemi: Memeliler bitkiye ne kadar benzer?

“Gerçekten tavuk” üretmek isteyen varsa lütfen ses versin!

Geçen haftaki ‘TAVUK’ DAVASI: “Ilık suda 20 dakikada” kaybedilmiş bir itibar öyküsü” başlıklı yazıya gelen bütün yorumlar için teşekkür ederim. Bu yazının amacı ise hem eleştirilere yanıt vermek, hem de piliç / beyaz et yetiştirme mantığının, yani aslında 4-6 aydan önce olamayacak bir büyütme hevesinin nasıl ortaya çıktının açıklanmasıdır. Zira bu durum aslında ülkemizde var olan, ama “kısa sürede daha çok kazanmak” güdüsüyle (zorunluluk ya da hırs) kaybedilen tavukçuluğun öyküsüdür. Okumaya devam et “Gerçekten tavuk” üretmek isteyen varsa lütfen ses versin!

“Biyolojik mantık ya da etki mekanizması” gibi kavramlar aslında değişkendir

Bu yazıyı özellikle geçen haftaki “Biyolojinin mantığının açıklanmasında ‘işlemsel benzerlik’ neden önemlidir?”  yazısına gelen yorumlara binaen kaleme alıyoruz. Geçen hafta tartıştığımız konuyu madde madde bir kez daha irdeleyelim. Okumaya devam et “Biyolojik mantık ya da etki mekanizması” gibi kavramlar aslında değişkendir