Skip to main content
Resim deneyi anlatan bir diğer site olan https://curiosity.com/topics/universe-25-began-as-a-mice-paradise-but-ended-as-a-nightmare-curiosity/ adresinden alınmıştır.

Toplumsal yapıyı çözmenin basit ve güvenli yolları (I): Universe 25 Deneyi

Müzik, iletişim, uygarlık gibi kavramların aslında toplumsal yapıyla önemli ilişkisi bulunur. Buna karşılık toplumsal yapının ne olduğu açık değildir, toplumu oluşturan bireylerin, hatta canlıların birbirleriyle sürdürdükleri ilişkileri olarak tanımlamak çok hatalı olmayacaktır. Ekonomik durum (fakir ya da zengin), yetiştirilme biçimi (liberal ya da muhafazakar), eğitim durumu ve buna bağlı konum bireylerin birbirleriyle olan ilişkilerini etkiler. Buna karşılık birey bu özelliklerden herhangi birine fazlasıyla sahip olsa bile (örneğin akademik titr), kendini yine de toplumsal düzene doğrudan konumlandıramaz. Bu nedenle toplum içinde konumlanma daha çok bu özellikler zemininde biriktirilmiş saygınlık ve oluşturulmuş güvene dayanır. Birey aileden zengin, muhafazakar ya da bünyesi gereği entelektüel olabilir, toplumun onu nasıl algıladığı, bu özelliklerini nasıl yansıttığına bağlıdır. Dolayısıyla toplumsal yapı da zaman değişkeni içinde bir yere oturur, sürdürülebilirlik ilişkilerin uçlaşmamasına bağlıdır. Muhafazakar ortam, taşkınlıkları olan birini “iyi bir insan olması” durumunda kolaylıkla kabullenir, içinde barındırır. Bu sürdürülebilir durum toplumsal yapının sağlam kalmasını sağlar, farklı etnik kimlikler birbirinin bayramını kutlar, inançlarına, ibadetlerine saygı duyar, hatta paylaşılabilecek olanları da paylaşır (aşurenin, helvanın konu komşuya ikramı). (daha&helliip;)

Resim: Dallas dizisinin ana karakterleri Ewing Ailesi (soldan sağa Kahya Ray, Bobby, Pamela, Baba John Ross “Jock”, Miss Ellie, Lucy, adamımız J.R., Sue Ellen), dizi Türkiye’de ne tesadüf 1980’de gösterime girmiştir.

Uzaktan izleme (tele-vizyon) uygarlığı nasıl etkiler?

Uygarlığın gelişimi görüldüğü kadarıyla teknolojiye erişimle zıt bir ilişki gösterir. Teknolojinin (mekanizasyon ve programlama) çıkış noktası aslında insanın kültür, sanat, felsefe gibi düşünce faaliyetlerine daha çok zaman ayırabilmesidir. İşleri makineler yapacak, insan da uygarlığının derinliğini artırabilecektir. Ne var ki uygulama böyle gerçekleşmez, insan kazandığı zamanı sanat ya da felsefeye aktarmaz, çünkü aynı teknolojinin diğer uygulamaları işin içine girer, kazanılan zaman bu diğer teknolojilerin ürünlerinin tanıtım ve tüketiminin de kapılarını açar. Basit örneklerle anlatalım, bulaşık makineleri yemek sonrası iş yükünü bir yere kadar azaltır, ama kazanılan zaman “hazır olaylar ve duyguların sunulduğu” televizyon dizilerine aktarılır (aslında ziyafet vermiyorsanız, bulaşığı suya tutmak, makineye dizmek, çıkartmak sadece elleri deterjandan uzak tutar). Zira düşünsel faaliyet genellikle kendi başına yapılmaz, görüş alış verişi yapılabilecek başkaları gerekir, üstelik hazır olay ve duygulara seyirci olmak daha kolaydır. İnsanların çoğu dizileri kendi yaşamları ile özdeşleştirir, yarışma programlarını seyrederken sahanın parçası olduğunu düşünür, ekran başında ama pasif katılımcılardır. Bunun bir diğer örneği artık daha çok telefonlarda oynanan bilgisayar oyunlarıdır, böylelikle yarış pilotu, futbolcu ya da savaşçı olabilirsiniz. (daha&helliip;)

Resim: Emeticon (duygusal ikon) biçimleri, https://sc.mogicons.com/resources/images/emoticons-list.png adresinden alınmıştır.

Teknolojiye bağlı dil körelmesi

İnsanlar bütün modern olanaklara rağmen eskisi kadar duygulu olamamaları aslında şaşırtıcı görünmemektedir. Duygu insanın iç muhasebesi sonucunda ortaya çıkar, aslında vardır, ama etkinleştirilmediği sürece varlığından haberiniz bile olmaz. Müzik bunun etkinleştirilmesinde çok güçlü bir rol oynar, aynı şey elbette sözle de gerçekleşebilir. Ne var ki sözün anlam ifade edebilmesi, söylendiği kişinin bunu algılayabilmesine bağlıdır. Gelişen yaşam standartları duygularla tahterevalli oynaması bu nedenle şaşırtıcı değildir, aslında standart arttıkça duygu aşağı çekilmemekte, ama seçenekler hazır sunulmaya başlandığında kişinin bunu ifade becerisi körelmektedir. (daha&helliip;)

Resim: Pera Müzesi’nde dijital konser serisi: Berlin Filarmoni Orkestrası ve Şef Sir Simon Rattle.

Uygarlık, müzik ve anayasa

Uygarlığın ne olduğu bilmecesinden daha önce de söz etmiş, bunun kriterinin sanıldığı gibi teknoloji ya da otomasyon olamayacağını, ama sabah karşılaştığınız birine “günaydın” demeyi bilmenin, girdiğiniz mekandakileri selamlamanın, iyiliği, mutluluğu ya da üzüntüyü paylaşmanın uygarlık olduğundan dem vurmuştuk. Hatta işi daha başka bir örnekle sonlandırmış, “uygarlık hiç yol olmayan yerde açılan patikalardan fazlası değildir, lakin bunlar ileride girmeniz / geçmeniz mümkün olmayan otobana da dönüşebilir” demiştik. Dolayısıyla “uygarlık aslında o güne kadar düzenlenmesi gerekmemiş bir konuyla ilgili davranış ve yöntemler manzumesidir” dersek çok yanlış bir yoruma gitmemiş oluruz. (daha&helliip;)

Resim: TBMM yeni anayasa çalışmaları, 12 Ocak 2017.

“Neden – sonuç ilişkisi belirsizliğinin” sosyal olaylardaki karşılığı

Neden sonuç ilişkisini kurmadaki kısıtlılık elbette günlük olayların ve tarihin değerlendirilmesi için de geçerlidir. Olay gerçekleştiğinde elinizde basit, somut, çıplak bir durum vardır. Mesela biri birini ısırmıştır, yani dişleriyle karşısındakinin bir tarafını güçlü bir biçimde sıkıştırmıştır. Biz dış gözlemci olarak sadece bu olayın varlığını görürüz, eylem aslında açıktır, kabul edilmesi mümkün değildir. Ama eylemin açıklamasına geldiğinde bizim her halükarda kınadığımız durum taraflar açısından keskin sınırlarını yitirir. Bu olay gelişimi açısından bir gerekçe ister: (daha&helliip;)

yks_18_01_2017 (Medium)

Neden-sonuç ilişkisinin açıklanmasındaki belirsizlik bilimi kısıtlar

Muhtemelen daha önce de değindik, ancak konuyu tekrara anlatmakta bir sakınca yok, meselemiz “neden-sonuç” ilişkilerinin kişiye bağlı değişkenliği. Basit örneklerle ele alalım, diyelim ki araştırmacısınız ve bir enfeksiyon hastalığına çare arıyorsunuz. Elinizde etken mikrobun özellikleri var, bunda işe yarayacağını düşündüğünüz bir dizi ilaç adayı molekül de var. Bunların denenmesi öncelikle besi yeri ortamında yapılır. Yani mikrobu besi yeri ortamına (genellikle Petri kutusu denen yayvan yuvarlak kaptır) yayarsınız, üzerine de içine ilaç emdirilmiş kağıt diskleri koyarsınız (bakınız resim). Antibiyotik diskten besi yerine doğru yayılır, bu yayılan alanda mikroorganizma üreyip öremediği çıplak gözle bile görülebilir. Etrafında en geniş mikropsuz alanı barındıran diski “en güçlü etkili” olarak kabul edersiniz. Bu yöntem sizin mikrobun üremesine etkili bir molekülü saptamanız için yeterlidir. Bu türden testler tarama testleridir, elinizdeki bütün aday kimyasalları bu şekilde test edebilirsiniz. (daha&helliip;)

yks-istanbul

Tıp insanı ne kadar anlamıştır ki tantana yapar?

Bilimde “modellemenin” ciddi bir sorun olduğunda daha önce de söz etmiştik. İnsan içine doğduğu sistemi idrak etmekte (anlamanın biraz daha ötesi) zorlanır, dolayısıyla bir takım benzerlikler bularak karşılaştığı durumları açıklamaya çalışır. Ne var ki karşılaşılan durum benzersizse açıklama için gönderme yapabileceği bir kavram da olmayacaktır. Örneğin kalp, beyin gibi organlar benzersizdir, dolayısıyla açıklanmaları da mümkün görünmemektedir. Sizin bu tür organları dış görünüşleri açısından (anatomi) ya da mikroskopik özellikleri açısından (histoloji) incelemeniz maalesef bir sonuç vermez. Sindirim sistemi ise daha kolay anlaşılabilir görünmektedir, zira kalp ya da beyin taşımayan canlılarda da vardır, dolaysıyla konumlandırması bir nebze daha kolaydır. Benzeri olmayan organlar içinse doğrudan insanın geliştirdiği örnekler model olarak kabul edilir, kalbin pompaya, beynin bilgisayara dönüşmesinin nedeni budur. (daha&helliip;)

Resim: Mutluluğun Resmi, Dianne Dengel’in kartpostal çalışmasıdır.

Rönesans sanatla nasıl buluşacak?

Görünen o ki Rönesans aslında toplumun etki gücü yüksek kısmı tarafından kabul edilen, ama toplumun da yaşam biçimine aksetmiş bir ruh halidir. “Ruh hali” sözünü boşuna kullanmıyorum, yeniden doğuşun gerçekleşmesi için toplumun davranış şeklini değiştirmesi tek başına yeterlidir. Örnek vererek açıklamaya çalışalım, birbirini dolandırmanın genel uygulama haline geldiği, dürüst olanın salak kabul edildiği bir toplum, dürüstlüğün erdemini yeniden kabul edip uygulamaya soktuğunda Rönesans zaten gerçekleşir. Bu örnek “sanata verilen önem, haklıya hakkının teslim edilmesi, mümkün olsa bile aşırı kazancı reddedilmesi vb.” gibi bütün durumlarda söz konusudur. Nasıl yozlaşma bulaşıcıysa, erdem de bulaşıcı olabilir. Ne var ki insanlar diğer yolu seçmek için doğuştan gelen bir eğilim içindedir (Cennet’ten kovulma da buna bağlıdır ya). Bütün din, ahlak, hatta tarikat öğretileri insana bundan vazgeçmesini önermekle kalmaz, yollar da sunarlar. Ne var ki uygulaması zor olan bir şeyin uygulanmaması ya da uygulanıyormuş gibi gösterilmesi için de bin bir seçenek vardır. (daha&helliip;)

Resim: Hair (Alman-Amerikan ortak yapımı film, 1979), Age of Aquarius (Balığın Çağı)

Bilimde Rönesans olasıdır, sorun bunun sanata nasıl yansıyacağındadır

“Günümüzde yeniden Rönesans olabilir mi?” sorusunun yanıtı bana göre “evet olabilir” şeklindedir, mantığı da açıktır: “Bir kere yeniden doğuş söz konusuysa, bu yeniden de olabilir”. Hatta başka mantıkla ifade edelim, “doğum zaten gerçekleşmektedir, ama toplum bunun gerçekleştiğini farkına henüz varamamıştır”. Her nasıl olursa olsun doğumun kendisi sancılı bir süreçtir, sancı kolay algılanır, ama doğumla sonuçlanacağı akla gelmeyebilir. Bu noktada tartışılması gereken Rönesans için gereken “kritik bilgi birikiminin” yakalanmış olup olmadığıdır. Bilgiler her zamana artış eğilimindedir, günümüzdeki teknoloji bilginin üretimini ve yayılmasını da hızlandırmıştır, ne var ki “kritik bilgi” dendiğinde öyle bir kavram tanımlanır ki, insanların günlük yaşam algılarını, hayata bakışlarını değiştirebilecek özellik göstermelidir. (daha&helliip;)